folk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
folk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2011 Çarşamba

Julianna Barwick - Florine

2 Şubat 2011 Çarşamba 0

Ambiyent, dream pop karışımına biraz da Folk eklenmiş hali olan Julianna Barwick’in 2009 yılında çıkarmış olduğu bir Florine isimli albümü, pek fazla talep görmemiş olsa da içselliği ile dinlenmeyi fazlasıyla hak etmiş görünüyor. Yeni nesil müziğin cenneti Brooklyn’den gelen derin okyanus seslerine karşın sanırıya sebep veren inlemelerle ilerleyen albüm.

Deneyselliğinin yanı sıra, derinden gelen vokalleriyle birlikte zaman zaman başka enstürman duymayı beklerken insan sesinin mükemmelliğine eğiliyor ister istemez. Ancak arkada sintizayzır, piyano dokunuşları ve bazen gitar belki. Aklın Hristiyan korku filmlerinde kalması şaşılamaz, korkuyu duymamak elde değil o anlamda. Bu tarz müzikler için kullanılan kelimeler ne kadar kısıtlı olsa da, her bir kimse için yeni şeyler çıkacağı aşikar.

12 Kasım 2010 Cuma

Laura Marling'ten 2 Parçalık

12 Kasım 2010 Cuma 0
Britanyal halk müziğin ve ya bildiğimiz hipster tabiri ile brit-folk’un süper çocuğu Laura Marling iki harika şarkıyı yorumlamış bu ara. Yılın çalışkanı Marling'in bir de Mumford & Sons ve Hindistanlı bir müzisyen olan Rajasthani ile kendi şarkılarını tekrar yorumlamışlardı, hatırlayacak olursanız. Epey de eğlenceliydi.


Albüme dönecek olursak, birisi Jackson C. Frank’in “Blues Run the Game”

Diğeri ise şahane Neil Young’ın “The Needle and Damage Done” şarkısı.

Prodüktörlüğünün ise Jack White’ın yapması zaten mutluluğumuzu arttırmadı mı?

14 Haziran 2010 Pazartesi

Two Gallants

14 Haziran 2010 Pazartesi 0

Büyüyünce astronot ya da korsan olmak istediğimiz yaşlarda beraber müzik yapmaya başlayan iki küçük çocuk Two Gallants. 12 yaşından beri beraber müzik yapan Adam Stephens ve Tyson Vogel ise dünyaca ünlü müzisyenler olmak istemişler büyüyünce. 2002 yılında ikisi de 20 yaşındayken San Francisco'da Two Gallants ismi ile sahne almaya başlamışlar ve ilk kayıtlarınıda bu yılda yapmışlar. Kaydın yayınlandığı günden itibaren bügüne kadar da hiç durmadan ev partileri, sokaklar, parklar dahil her yerde sürekli müzik yapmışlar. Tabiki daha sonra büyük festivaller, turneler kaçınılmaz olmuş.

En son 2007 yılında 'The Scenery of Farewell' EP si yayınlandığından beri konserlere ağırlık veren ikili aynı zamanda solo projeleriyle de ortaya çıkmaya başladı. Tyson'ın solo projesi olan 'Devotionals' önümüzdeki temmuzun 13ünde bir albüm yayınlayacak imiş. Buradan myspace sayfasına ulaşıp dinleyebiliyoruz. Adam'ın solo kayıtlarına ise buradan ulaşabiliyoruz. Şu aralar yeni bir Two Gallants albümüdür EPsidir yok gibi. Yinede napıyorlar ne ediyorlar göz atmak için web siteleri bu.

23 Mart 2010 Salı

M.Ward

23 Mart 2010 Salı 0


Amerikalı müzisyen ve besteci M.Ward ile tanışmam aslında oldukça geç oldu diyebilirim. 2 yıl önce izlediğim 'Eagle vs. Shark' isimli muhteşem filmde, Bowie'nin Let's Dance'inin muazzam bir akustik coverı çalıyordu. Kim bu acaba diye bakıp bulunca bütün diğer işlerini de çok sevdim. Bir şekilde Nick Drake'i anımsatıyor bana. Amerikan folk, country, blues gibi türlerde müzik yapan M.Ward, 14.Uluslararası İstanbul Caz Festivalinde ülkemizde de bulunmuş.

Şu an solo kariyerinin yanı sıra Monsters of Folk ve bi çoğunuzun bildiği gibi She&Him isimli projelerde çalmakta. Zooey Deschanel'in her zaman çok sevimli olduğunu düşünmüşümdür. Ama son videolarında biraz abartmış ve zaten sevimli olan bir insan bu kadar da hoplayıp zıplayıp tatlılık yapınca antipatik olmuş bence. Çok acayip bir denge var zaten o ikilide, M.Ward'ın bir tane bile gülen fotoğrafını bulamadım mesela az önce. Benim için açıp dinlerken geçebildiğim hiç bir parçası olmayan insanlardan olan M.Ward'ın internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.






9 Ocak 2010 Cumartesi

Espers

9 Ocak 2010 Cumartesi 0

The Demolished Man. Alfred Bester'ın 1953 tarihli kitabının ismi. Türkçeye Yıkım'a Giden Adam olarak çevrilmiş. The Demolished Man filminin de senaryosu bu kitaba dayanır. Ben Reich'ın 24. yüzyılda planladığı bir cinayetle başlar kitap. 24. yüzyılda cinayet çok ütopik kavramdır, 21. yüzyıldan beri kimse öldürürmemiştir çünkü. Fakat başarılı olur. Rakip şirketin kurucusu, başkanı her şeyi olan Craye D'Courtney'i, teklif edilen birleşme teklifini kabul etmediği için öldürür. Ya da Ben Reich öyle sanar. Peşine düşen, kafasına koyduğunu yapan, güçlü karakterli bir polis olan Lincoln Powell bu işin peşini bırakmaya niyetli değildir. Bir Esper olan Lincoln Powell zihin okuyup, karşısındaki diğer esperlerle ağzını açmadan konuşabilirdi. Esperlerin böyle bir özelliği vardı. Bu özellik sayesinde Ben Reich, Powell'dan, dolayısıyla kanundan kaçamayacaktır. Ama cinayeti işleyebilmesini sağlayan şey de, bir kaç esperin kendisine yardım etmesi, ve Reich'in öğrendiği, esperlerin kafasını karıştırmasını sağlayan aptal bir şarkıdır. Evet, grubun ismi bu kitaptan geliyor. Esper'in tam anlamı "extra sensory perception" şeklinde. Espers, Amerikalı bir grup ve 2002'den beri ortalardalar. Bu zamana kadar 4 tane albüm ve ep çıkartmışlar. En son çıkan albümleri 2009 tarihli III. The Weed Tree de ep şeklinde yayınlamış tek kayıtları. Bu Ep'nin kapağındaki, ağaç ve tohumlar gayet keyifli duruyor. Ve kapağı hoş bi hale getiriyor. Albümdeki şarkılar genel olarak yavaş bir havada ilerliyor. Folk tanımını rahatlıkla kullanabileceğimiz bir grup. The Weed Tree EP'sindeki Rosemary Lane ve Flaming Telepaths bence en güzel Espers şarkılarından. Flaming Telepaths 9 dakikalık bir şarkı. Ama en ufak bir sıkıntı, bayıklık barındırmıyorlar içinde. Şarkının her saniyesi ayrı bir zevkle dinleniyor. Geçtiğimiz aylarda Bant Dergisinin organize ettiği gecede Ghost grubundan Masaki Batoh ile Espers'dan Helena Espvall birlikte sahneye çıkmışlardı. Malesef izleme fırsatı bulamadım. 2009 yılı içersinde kaçırdığım için üzüldüğüm konserlerden birisidir. Grouper, Wildbirds & Peacedrums, M83 ve Oi Va Voi da diğerleri. Espers, çok şaşalı bir grup değil. Çıkacakları konser için bir milyon dolar istemiyorlar, sadece sahneye çıkıp şarkılarını çalıyorlar. Şarkıları da gayet basit, daha doğrusu sade. Bu sadeliği de en iyişekilde kullanıp, kulaklarımızın pasını siliyorlar. Bağımlılık yapabilecek bir grup.

27 Aralık 2009 Pazar

Entertainment For The Braindead

27 Aralık 2009 Pazar 0
Julia Kotowski Almanya'nın çıkarttığı yeni nesil sanatçılardan birisi. Entertainment For The Braindead takma ismini kullanıyor. İlk olarak, kullandığı bu isim yüzünden insanların ilgisini çekmeyi başarıyor. Bir kaç arkadaşım sadece isminin çekiciliğine kapılıp dinlemeye başlamıştı. Julia'nın dinlediğim ilk albümü Hydrophobia'ydı. Tüm albümleri bağlı olduğu Aaahh Records'un sayfasından indirilebiliyor. Seven(+1) ve Hypersomnia albümleri var. Julia ya da Aaahh Records, ortaya çıkan müzik için lo-fi lullaby demiş. Bu etiket çok hoşuma gitti. Yapılan müziği tam olarak ortaya koyduğu gibi Eftb'nin müziğindeki sıcak ve sevimli havayı da yansıtıyor. Julia ufak tefek bir kız. Kocaman yeşil gözleri ve dudağının hemen üstündeki beniyle yaptığı müzik kadar sevimli. Ayrıca baya da alçakgönüllü. Lastfm sayfasına denk gelmiştim, heyecanla "Julia, sen misin? Vay canına. Meraba" yazmıştım. Cevap olarak şöyle demişti, "erp, yes. no big deal. and who are you?". Onun yerinde olsaydım, "evet, evet ben julia'yım, hani şu lastfm sayfanda en tepedeki grup benim grubum" derdim.
Julia, gitar, perküsyon, üflemeli enstrümanlara ve bilgisayardan yazılmış olan ritimlere sıklıkla şarkılarında yer veriyor. Eftb hiçbir enstrüman kullanmasa da keyifle dinlenebilecek bir müzik yapıyor. Julia'nın sesindeki yumuşaklık ve bahsedildiği gibi ninni tonu gözlerinizi kapattığınızda çimlerin üzerinde uzanıyormuşsunuz hissi yaratıyor. Şarkı sözleri genelde eğlenceli olmasa, anlattıklarını kendinize yakın bulmanız mümkün. Örnek olarak; "Did you really think that everything will be allright?", "No, this is what you get."
Bu grubu ilk duyduğumda İstanbul'dayım, bi yetenek sınavına başvurmak için gitmiştim. Başvuru dışında bir kaç arkadaşımla buluşmayı da planlıyordum. Ki, öyle de yaptım. Biraz içerek, konuştuk. Eğlenceliydi. Ama içerken durmayı becerememiştim. Garip bir şekilde, -tüm gün kalacak yer aramaya uğraşıp, başarısız olmuştum- kalmaya gideceğim eve gitmeden önce bir arkadaşımla daha önceden konuştuğumuz bir konu hakkında tekrar konuştuk. Bana panik yapma dedi. Ve bunu bir kaç kez söyledi. Birisi size "panik yapma" diyorsa, panik yapmamalısınız. Ve panik yaptım. Pek hoş olmayan şeyler oldu. Sabah uyandığımda inanılmaz bir baş dönmesi, baş ağrısı ve uykusuzluk vardı bünyemde. Kahve içmeye çalıştığım yerde, sigara yasağından dolayı ayakta kalan bir adam, tek başına oturan bir kızın yanına gelip "oturabilir miyim? her yer dolmuş" diyerek yakınlaşmaya çalışıyordu. Güldüm. Daha sonra konuşması, planlandığı açıkça belli olan bir halde, -çocuk sandalyede bi sağa bi sola kayıyor, ellerini koyacak yer bulamıyordu- ne iş yapıyorsun, nerede oturuyorsun gibi konulara kaymaya başladı. Kahvemi ve şu an lezzetli olduğunu söyleyebileceğim -o gün lezzetli diyemezdim- sandviçimi bırakıp okula gittim. Abartısız bir buçuk saat süren yapış yapış bir otobüs yolculuğundan sonra ter içinde okula vardım. Başım hala dönüyordu. Ve saat öğlen 2'ye gelmesine rağmen kendimi hala sarhoş ve aptal hissediyordum. Uzun süren bayıltıcı başvurudan sonra okulun karşısındaki bir internet kafeye girdim. Etraf arap doluydu. Her yerde arapça yazılar vardı. İlginç gelmişti bu. Neyse, gmail sayfamı açtım ve gelen mesajlara baktım. Birisi last.fm sayfama bir şey yazmıştı. Last.fm'e girip baktım, "eftb'yi umarım bilmiyorsundur, bana hatırlat" yazıyordu.
Hatırlattım. Ve iyi ki de hatırlatmışım. Grubu öğrendikten sonra dinlemek anca bir kaç gün sonrasına ve 10 saatlik bi otobüs yolculuğuna denk gelmişti. Yolculuk boyunca yarı uykulu yarı uyanık Eftb dinlemiştim.
Entertainment For The Braindead herkesin sevip dinlediği, albümlerini arşiv yaptığı, tişörtlerini aradığı bir grup olamayacak malesef. Bu açık. Ama benim gibi Eftbseverler için arviş yapmak, tişörtlerini arayıp, bulmak, durmadan dinlemek bu durum pek de sıkıcı değil. Bana ve bir kaç kişiye özel olarak kalmasını istediğim sayılı bir kaç müzisyenden birisi çünkü o.
Bu ufak tefek, kocaman gözlü Alman kızın yaptıklarına dikkat etmek gerekiyor.


3 Aralık 2009 Perşembe

Scout Niblett

3 Aralık 2009 Perşembe 0




Asıl adı 'Emma Louise Niblett' olan 'Scout Niblett' 1973 İngiltere doğumlu.Scout ismini kendisine Harper Lee'nin 1960 tarihli romanı 'To Kill a Mockingbird''den seçmiş.Genelde kendi çaldığı davullar ve gitarlar ile vokalden oluşan parçaları pek bir minimalist.

Bildğim bütün kadın müzisyenlerden çok daha farklı bir saflığa sahip olduğunu düşünüyorum.Sanki küçük bir oğlan çocuğuymuş gibi geliyor bana hep.Genelde onun kadar güzel kadınlar güzelliklerini sergilerken kendi cep telefonuyla çekip durduğu bazen yaralı bereli,makyajsız fotoğrafları,o fotoğraflardaki kıyafetleriyle çok doğal.Astrolojiye kafasını takmış olan Niblett bir de Nottingham Üniversitesi'nde müzik eğitimi almış.

Diskografisinin tamamı buradan görülebilinir.Marliyn Monroe,Van Morrison gibi isimlerin parçarının coverlarını albümlerine koymasının yanı sıra konserlerinde de Beatles,Nirvana hatta Althea&Donna bile çaldğı görülmüş.Beraber çalıştığı isimler arasında gözüme çarpanlarsa Songs:Ohia,Devendra Banhart,Bonnie Prince Billy,Kath Bloom ve Cat Power.

Daha fazlası için myspace sayfası, scoutniblett.com, plastikmädchen ile röportajı.

Bir de tabiki en sevdiğim videosu olan La Blogotheque videosu:

1 Nisan 2009 Çarşamba

Jenny Owen Youngs - Batten The Hatches

1 Nisan 2009 Çarşamba 0


Jenny Owen Youngs'a Weeds izlerken rastladım... Zaten direkt olarak dikkatimi çekti o şarkı... O şarkı dediğim de "Fuck Was I" tabii ki... Sonra da zaten o mükemmel "Hot In Here" coverını keşfettim ve hayran oldum... Üstüne üstlük hem çok güzel cover yapıyor bu hatun, hem de inanılmaz söz yazıyor... İnanılmaz demek tabii ki çok şiirsel demek değil her zaman... Çok basit sözler yazıyor ama çok doğru oluyor... Kendilerine üstelik "Voice On Tape" isimli şarkının başında bir de Regina Spektor eşlik ediyor... Her ne kadar şarkı söylemese de onun da sesini duymak hoş bir şey tabii... Ritmi hızlı olan şarkıları bile hüzünlü üstelik... İnanılmaz keyifli bir müzik yapıyor, son derece tavsiye ederim...


Jenny Owen Youngs - Batten The Hatches (2008)

Laura Marling - Alas, I Cannot Swim


Laura Marling yaklaşık 1 sene önce Mystery Jets'in "Young Love" şarkısına eşlik ederek tarafımdan keşfedilmişti... Uzun süredir de Folk yapan hatunlara karşı özel bir ilgim olduğundan benim için altın değerinde gibiydi... Üstelik yaşına başına rağmen çok da derin ve şiirsel şarkı sözleri yazıyordu... Burda da belirtmem gerekir ki kendileri Reading açıklarında, 1 Şubat 1990 yılında doğmuştur... Tamamını saatlerce dinleyebileceğim 5-6 albümden birini kaydetmiştir... Tek albümü vardır ve yenisi çıkana kadar her notası ezberlenir...

Laura Marling - Alas, I Cannot Swim (2008)

31 Ocak 2009 Cumartesi

Beirut-2009 March of the Zapotec / Realpeople Holland

31 Ocak 2009 Cumartesi 3
Bünyesinde onca ses barındırıp hala sade olmak. Aşkı, hüznü, ayrılığı, kahkahayı, gözyaşını, asaleti, gökyüzünü, bulutu, ateşi aynı anda hissettirebilmek. Egeye gitmek gibi, biraz dolaşıp balkanlarda ara sokaklarda gezinmek..
Ayrılınan sevgilinin ardından gözyaşı dökmek yerine bulutlara bakmak sadece bir damlanın süzülmesi pencereden bakarken. Hafif tebessüm etmek yıldızlara. Trompet ağırlıklı son albümü dinlerken daha çok hazal kurmak gelicek içinizden..
Aslında albüm 2 adet EPden oluşuyor 1.si march of the zapotec'de klasik Beirut'u dinlerken
2. realpeople Holland'da ise electronicazach dinliyoruz.

İşte 2009 çıkışlı march of the zapotec / Realpeople Holland

25 Ocak 2009 Pazar

Fruit Bats - Spelled in Bones

25 Ocak 2009 Pazar 0

Fruit Bats uzun zaman önce dikkatimi çekmişti. Müziklerindeki folk öğeler ile birleşen gayet güzel bir indie pop. 1999 kuruluşlu grup 3 album çıkartmış. Sizlere göstermek istediğim spelled in bones albumu 2005'te efsanevi label sub pop records'dan çıktı...

tracklist:
Lives of Crime
Silent Life
Tv Waves
Canyon Girl
Born In The '70s
Legs Of Bees
The Earthquake Of '73
Traveler's Song
The Wind That Blew My Heart Away
Spelled In Bones
Everyday That We Wake Up It's A Beautiful Day


myspace
kendi siteleri

21 Ocak 2009 Çarşamba

Eugene McGuinness -The Early Learnings Of Eugene McGuinness

21 Ocak 2009 Çarşamba 2

efenim gün geçtikçe bir yenisiyle karşılaştığımız nerden çıktıklarını anlayamadığımız fakat iyi ki de çıkmışlar yahu dediğimiz ( büyüyorlar durduramıyoruz) britanyalı genç müzisyenlerden biri olan Eugene Mcguinnes'den bahsedeceğim biraz. zaten istesemde istemesemde azcık bahsedebilirim çünkü hem kendisi hem de müzik kariyeri hakkında pek fazla bir şey yok. ama hemen öyle küçümseyip geçmeyin bu genç beyi çünkü son zamanlarda dinlediğim en bi şirin en bi sıcak albümü yapmış kendisi. 1986 Londra doğumlu Eugene, hayatının asi tineyç boy dönemlerinde (ki yaş olarak 15 civarına takabül ediyor) londradaki okulunu bırakıp liverpool'a taşınmış. belki de bi asilik yapmamış ailesiyle birlikte filan taşınmıştır bilemiycem orasını neyse, sonra burada liverpool sahne sanatları enstitüsüne başlamış. burada müzik eğitimini almış. 2007 de ilk albümü olan, benimde kendisini buralara taşımama vesile olan "The Early Learnings Of Eugene McGuinness" i çıkarmış. The Early Learnings Of Eugene McGuinness dinlemesi sindirilmesi son derece kolay ve bir o kadar keyifli minicik bir albüm. gerçekten de minicik. albümde 8 şarkı var ve bütün albümü dinlemek yarım saati bile almıyor. şarkılar çok kısa ama dinledikten sonra tadı damakta kalıyor ve tekrar tekrar dinleme ihtiyacı duyuyor insan. şarkılarının hikayeleri ve müzikleri birbirinden eğlenceli. çoğu da akılda kalıcı. Eugene şarkılarını yazarken gerçek hayattan pek etkilenmediğini ve sözlerin büyük kısmının kurmaca olduğunu söylemiş. 22 yaşındaki bu genç yetenek ilerde gerçekten iyi şeyler başaracakmış gibi görünüyor ki ilk albümü de yaşına ve tecrübesine göre bence gayet başarılı. küçücük bir 30 dakikanız varsa eğer kesinlikle Eugene'in şirin şarkılarına kulak kabartmalısınız. iyi dinlemeler.

Download

30 Aralık 2008 Salı

Andrew Bird

30 Aralık 2008 Salı 0

Andrew Bird'ün yeni albümü henüz yayınlanmadı. Ama internete düşeli bir kaç hafta oldu. 20 Ocak 2009'da müzik marketlerde olucak. (Hayır, Türkiye'de olmayacak tabi ki)
Andrew, bir çok müzik aletini ustaca kullanabiliyor. Islık, gitar, keman (ayrıca kemanı arşesiz, gitar gibi kullanarak da şahane bir ses yaratıyor), mandolin ve glockenspiel kullandığı müzik aletleri.
Çocukluğundan beri müzikle ilgilenen -4 yaşında keman çalmaya başlamış- Andrew, solo projelerinden başka gruplarda da yer almış. Squirrel Nut Zippers ve Andrew Bird's Bowl of Fire gibi.
Bazı müzisyenlere de albümlerinde eşlik etmiş, bu müzisyenler de Andrew Bird'den aşağı kalır bi yanı olmayan şahane yetenekli insanlar.
Örneğin; Bonnie 'Prince' Billy, My Morning Jacket, Magnolia Electric Co., Final Fantasy gibi.
Andrew Bird'ün yayınladığı ilk albüm Music Of Hair 1996 yılında çıkmış. 12 şarkılık bu albümde "Rhodéàdöh" ve "Ratitat/Peter's Wolf/Oblivious Reel" gibi garip isimli şarkılar da var. The Mysterious Production of Eggs albümündeki iki şarkıyı nasıl telaffuz edeceğimi bilemediğimden "çek" ve "dalga" diyorum. Şarkıların isimleri şöyle; "√" ve ~".
Andrew Bird's Bowl of Fire adı altında yayınladığı ilk albüm Thrills olmuş. Bowl of Fire olarak yaptığı müzik daha çok Jazz ve Swing tadında. Gospel ve Country havalarını da unutmamak gerek.
Daha sonra Oh! The Grandeur albümü çıkıyor, yine Bowl of Fire ile birlikte. 2001 yılında çıkarttığı The Swimming Hour albümünden sonra hiç bir albümünde Bowls of Fire adı yoktu.
Ama çıkarttığı Fingerlings isimli konser albümlerinde -ki bu albümlerden üç tane çıktı- Bowl of Fire şarkılarına yer verdi.
Weather Systems, The Mysterious Production of Eggs ve Armchair Apocrypha albümleri bugüne kadar yayınladığı albümler.
Yazının başında bahsettiğim gibi, 20 Ocak'ta yeni bir albümü çıkıcak, Noble Beast. Albüm 14 şarkıdan oluşuyor, ve 9 şarkılık da bir bonus disc var.
Albümlerini dinledikten sonra, canlı perfomansını izlediğinizde -youtube- farkedeceğiniz bir olay var, şarkıları değişik biçimlere sokuyor, o şarkının aslında bildiğiniz şarkı olduğunu sözlerine bakarak anlayabiliyorsunuz.
Şarkı sözlerinin, edebi açıdan da birer eser olduğu söyleniyor.
Andrew Bird, indie müzik açısından çok önemli bir müzisyendir. Kısacası, Andrew Bird yıllarca dinlenecek albümler nasıl yapılır onu gösteriyor, kadife sesinin de bu başarısına olan etkisi tartışılmaz.
Andrew Bird @ Official
Andrew Bird @ Myspace

28 Kasım 2008 Cuma

Sufjan Stevens - The Lakes Of Canada

28 Kasım 2008 Cuma 0

Benim en sevdiğim müzisyenlerden birisi, en sevdiğim şarkılardan birisine cover yaptı. Sufjan Stevens, The Innocence Mission'ın Birds of My Neighborhood albümündeki The Lakes Of Canada şarkısını bir çatı katında, La Blogotheque için çalarken çekilmiş bir videodur yukarıdaki. Bu adamın hareketlerini her zaman sevimli bulmuşumdur. "Çok rüzgarlı, burda çalamıyorum" dedikten sonraki gülüşüne saatlerce bakılıp kahkaha atılabilir. Dişlerinin ayrıklığı da göze çarpan başka bi ayrıntı oluyor.
Sufjan Stevens The Lakes Of Canada'yı söylüyor.

Fleet Foxes - White Winter Hymnal


14 Kasım 2008 Cuma

One Little Plane - Until

14 Kasım 2008 Cuma 1

One Little Plane'i ilk dinlediğimden beri baya bi zaman geçti. Baya dediğime bakmayın, albümü 30 Haziran 2008 tarihinde çıktı. Dinlediğim ilk günden beri bloga yazmayı planlıyordum, fakat başkalarının da One Little Plane dinleyecek olması yazmamı zorlaştırmıştı. Hala da zor yazıyorum. Aynı anda, bencillik ve kıskançlık yaşıyorum. Affedin. Aslında beni anlayabilirsiniz, çok sevdiğiniz bi kitabı yalnızca çok sevdiğiniz insanların okumasını istersiniz, aldığınız bir tişörtü başkasında görmekten hoşlanmazsınız. Öyle birşey sanırım.
One Little Plane, Kathryn Bint isimli şirin arkadaşımızın sahne ismi. Until albümünün yapımcılığını, Four Tet olarak tanıdığımız Keiran Hebden yapmış.
Kathyrn yaptığı müziği "dreamy heart warming folk","gently wistful, dust-kicking psychedelia" ve "simple, heartfelt melodies" olarak tanımlıyor. Yaptığı müziği gayet iyi tanımlamış olmasına rağmen daha basit olarak, bunların üstüne benim verebileceğim etiketler, "akustik pop" ve "folk" olabilir. İlk olarak Radiohead'in Dead Air Space sayfasına albümü tanıtan bir yazı ekleyen Colin Greenwood sayesinde ismini duyurmayı başardı.
Albümdeki tüm şarkılar insanın içini ısıtan, sevimli melodilerle dolu olsa da, "Make of Me", "Sunshine Kid", "Nobody Out There" gibi şarkılar bu sevimli melodilerin bıraktığından daha fazla bir etki bırakıyor.
Albümü dinlerken, "elinde gitarıyla, kocaman yeşil gözleriyle, karşımda çalarken dinlesem, ne kadar çok keyif alırdım" diye düşünüyorum. Belki bir gün o da olur.
Until

29 Ekim 2008 Çarşamba

Mojave 3 - Ask Me Tomorrow

29 Ekim 2008 Çarşamba 0

Mojave 3, Slowdive'ın dağılmasından sonra gruptan üç kişinin devam ettirdikleri İngiltere kaynaklı bir proje. Dream pop, shoegaze türünde müzik yapan Mojave 3, isim olarak ilk başlarda Mojave düşünmüşler ama Alman bir grup tarafından zaten kullanıldığını öğrendiklerinde sonunda bir 3 getirip bu ismi almışlar. Özellikle seçilmiş bir sayıdır 3. Şöyle ki; Slowdive grubunun dağılmasından sonra, gruptaki 3 kişi tarafından devam ettirilmiştir. İlkini 1995 yılında ve sonuncusunu da 2006 yılında çıkarttıkları toplam 5 albümleri var.
Slowdive'ın devamı oldukları düşünülürse, dream pop tarzındaki önemleri çok daha rahat kavranabilir.
Mojave 3, shoegaze tınılarının yanı sıra, folk türünün tınılarını da kullanıyor. İlk dinleyen birisinin Mazzy Star'la karıştıdığını bir kaç kez şahit olmuştum. Mojave 3'nin Most Days şarkısı ve Mazzy Star'ın Fade Into You şarkıları bu karışıklığın başrolünde yer alabilecek kadar benzeşir.
Ask Me Tomorrow, Mojave 3'nin ilk yayınladığı albüm.
Ask Me Tomorrow

20 Eylül 2008 Cumartesi

theBestofBobDYLAN

20 Eylül 2008 Cumartesi 0

nasıl bir insandır şu bob dylan?nasıl insanları peşinden çekeceğini bilir ona göre müzik yapar?nasıl hala adından söz ettirir?nasıl?nasıl?nasıl?...3 senedir cevap bulmaya çalışıp daha fazla soru sormama neden olan insan.heralde bütün soruların cevabı "muhteşem bir insan"dır.en iyi şarkıları diyemeyeceğim çünkü her şarkısının kendine has bir star ışığı var.ama the best of bob dylan da blowin' in the wind le başlayan ve hiç bitmeyen anlam fırtınası var.her an her ortama uyan 18 tane şarkı.anlatamıyorum izin vermiyor sanki bob dylan.sen sus sadece dinlemelerini sağla hepsi kendisini anlatır diyor.

hoşçakalın.

theBestofBobDYLAN.

8 Eylül 2008 Pazartesi

DeVotchKa-How It Ends

8 Eylül 2008 Pazartesi 0
Devotchka son günlerde gene sık duyduğum isimlerdendi,Radyo Eksenin katkılarıyla gelmişti İstanbul'a,merak edip dinlemeye başlamamın sebebi ise Devotchka isminin ağıza çok dolu gelmesi ve başarılı bir grup izlenimi uyandırması ,saçma biraz ama en azından grubu dinlememi sağladığı için aslında iyi de bir isim bulmuşlar diyebiliriz.Kısa bir araştırmadan sonra kendilerini dinleme şerefine sahip olmuş bulunmaktayım. How It Ends albümü çok yeni değil hatta 2004'ün ekim ayında piyasaya çıkmış, gitar ağırlıklı, başarılı ve kesinlikle yetenekli bir vokal tarafından seslendirilmiş şarkılardan oluşuyor.İlk olarak Helldorado'ya benzediği düşüncesine kapılsam da sonraları albümü dinledikçe bunun bana bilinçaltımın bir oyunu olduğunu anladım, malumunuz Radyo Eksen daha önce Helldorado'yu İstanbul'a getirmiş ve benzer bir reklam yapmıştı.Albümün şarkı listesi şu şekilde:
1.You Love Me
2.Enemy Guns, The
3.No One Is Watching
4.Twenty-Six Temptations
5.How It Ends
6.Charlotte Mittnacht (The Fabulous Destiny of)
7.We're Leaving
8.Dearly Departed
9.Such a Lovely Thing
10.Too Tired
11.Viens Avec Moi
12.This Place Is Haunted
13.Lunnaya Pogonka
14.Reprise
Ortalama bir albümden biraz fazla şarkı sayısına sahip, ama dinlerken sıkılmıyorsunuz.Özellikle vokalin sesini çok beğendim, biraz muse vokali Matthew Bellamy'yi andırsada, dinlerken yetenek var adamda diyorsunuz." You Love Me" albüm için çok güzel bir açılış şarkısı, gitarlar ve vokal birbiriyle çok uyumlu."The Enemy Guns" açılış şarkısına göre daha hareketli ve insanda meksika halk danslarını öğrenip sergileme isteği uyandırıyor.Vokale gene hayran kaldığımı söylemeden geçemeyeceğim,,yazının yarısı bunu belirtmekle geçti zaten ahah.Albümde çok şarkı olduğu için bazı bahtsız şarkıları atlamış bulunuyorum..Twenty-Six Temptations ilginç bir şarkı olması dışında vokal bakımından beni hayal kırıklığa uğratıyor olmasına karşın moralimizi bozmuyor dinlemeye devam diyoruz."How it ends" şarkısı Little Miss Sunshine filminde kullanılmış ve Devotchkanın ününe bayağı bir katkı sağlamış,sakin ama etkileyici hoş bir şarkı.."Charlotte Mittnacht (The Fabulous Destiny of)" şarkısının başında kendisini Atv ana haber/kültür haberleri fiks şarkısı zannedip dehşete düştüm fakat sonraları olmadığını anladım, şarkıda kullanılmış olan değişik çalgılar ve melodi, şarkının sanki hikaye anlattığı izlenimine kapılmanızı sağlıyor."We're Leaving" albümdeki güzel şarkılardan ,sesinizi inceltip vokale katılmak isteyebilirsiniz tutmayınız kendizi,,"Such a Lovely Thing" Sulukule yakınlarından çıkmış gibi oynak ve kıpır kıpır( hatta şarkının etkisiyle gıpır gıpır yazıyordumda neyse)"Too Tired" albümün en farklı şarkısı ne tür çalgılar kullanıldığını çözemesem de başarılı denebilir."This Place Is Haunted" albümün en sakin şarkısı ,dinlendirici hoş bir şarkı.Genel olarak indie-folk-gypsy üçgeninde dolaşan,gayet tatmin edici hoş bir albüm. Favori albümlerimden biri haline gelmemesine karşın en azından benim gibi merak edenler varsa diye bir bahsetmek istedim.
link
(şifre:noonefliesaroundthesun.blogspot.com)

Grizzly Bear-Yellow House

Grizzly bear, Yellow house albümüyle bize ortalama bir indie grubundan beklediğimizden daha fazlasını veriyor.Last.fm de Beirut'tun ilk benzer sanatçılarından biri olmasına rağmen pek de alakadar olduğunu söyleyemem özellikle Beirut'un verdiği mutluluk hissi ve Grizzly Bear'in hissettirdikleri çok farklı.Genel olarak değişik bir havaya sahip olan albüm bir soundtrack havasına sahip .Değişik enstrümanlarla da zenginleştirilmiş olan şarkılar hem melodik hem de eğlenceli.Dinledikten sonra kendizi değişik bir ruh hali içinde şarkıların etkisinde bulabilirsiniz.Albümün büyük çoğunluğu vokalist Ed Droste'in annesinin sarı evinde kayda alınmış, bu da şarkılara yansımış ve albüme orjinal bir hava katmış diyebiliriz.Albümdeki şarkılar şu şekilde sıralanıyor:
1. "Easier"
2. "Lullabye"
3. "Knife"
4. "Central and Remote"
5. "Little Brother"
6. "Plans"
7. "Marla"
8. "On a Neck, On a Spit"
9. "Reprise"
10. "Colorado"
Özellikle Knife şarkısı albümün en dikkat çeken parçası.Diğer şarkılar birbirini tamamlamakla beraber bir bütün halinde dinlemesi oldukça zevkli bir albüm.Kısacası Indie-severlere tavsiyemdir.

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates