singer-songwriter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
singer-songwriter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2009 Pazar

Entertainment For The Braindead

27 Aralık 2009 Pazar 0
Julia Kotowski Almanya'nın çıkarttığı yeni nesil sanatçılardan birisi. Entertainment For The Braindead takma ismini kullanıyor. İlk olarak, kullandığı bu isim yüzünden insanların ilgisini çekmeyi başarıyor. Bir kaç arkadaşım sadece isminin çekiciliğine kapılıp dinlemeye başlamıştı. Julia'nın dinlediğim ilk albümü Hydrophobia'ydı. Tüm albümleri bağlı olduğu Aaahh Records'un sayfasından indirilebiliyor. Seven(+1) ve Hypersomnia albümleri var. Julia ya da Aaahh Records, ortaya çıkan müzik için lo-fi lullaby demiş. Bu etiket çok hoşuma gitti. Yapılan müziği tam olarak ortaya koyduğu gibi Eftb'nin müziğindeki sıcak ve sevimli havayı da yansıtıyor. Julia ufak tefek bir kız. Kocaman yeşil gözleri ve dudağının hemen üstündeki beniyle yaptığı müzik kadar sevimli. Ayrıca baya da alçakgönüllü. Lastfm sayfasına denk gelmiştim, heyecanla "Julia, sen misin? Vay canına. Meraba" yazmıştım. Cevap olarak şöyle demişti, "erp, yes. no big deal. and who are you?". Onun yerinde olsaydım, "evet, evet ben julia'yım, hani şu lastfm sayfanda en tepedeki grup benim grubum" derdim.
Julia, gitar, perküsyon, üflemeli enstrümanlara ve bilgisayardan yazılmış olan ritimlere sıklıkla şarkılarında yer veriyor. Eftb hiçbir enstrüman kullanmasa da keyifle dinlenebilecek bir müzik yapıyor. Julia'nın sesindeki yumuşaklık ve bahsedildiği gibi ninni tonu gözlerinizi kapattığınızda çimlerin üzerinde uzanıyormuşsunuz hissi yaratıyor. Şarkı sözleri genelde eğlenceli olmasa, anlattıklarını kendinize yakın bulmanız mümkün. Örnek olarak; "Did you really think that everything will be allright?", "No, this is what you get."
Bu grubu ilk duyduğumda İstanbul'dayım, bi yetenek sınavına başvurmak için gitmiştim. Başvuru dışında bir kaç arkadaşımla buluşmayı da planlıyordum. Ki, öyle de yaptım. Biraz içerek, konuştuk. Eğlenceliydi. Ama içerken durmayı becerememiştim. Garip bir şekilde, -tüm gün kalacak yer aramaya uğraşıp, başarısız olmuştum- kalmaya gideceğim eve gitmeden önce bir arkadaşımla daha önceden konuştuğumuz bir konu hakkında tekrar konuştuk. Bana panik yapma dedi. Ve bunu bir kaç kez söyledi. Birisi size "panik yapma" diyorsa, panik yapmamalısınız. Ve panik yaptım. Pek hoş olmayan şeyler oldu. Sabah uyandığımda inanılmaz bir baş dönmesi, baş ağrısı ve uykusuzluk vardı bünyemde. Kahve içmeye çalıştığım yerde, sigara yasağından dolayı ayakta kalan bir adam, tek başına oturan bir kızın yanına gelip "oturabilir miyim? her yer dolmuş" diyerek yakınlaşmaya çalışıyordu. Güldüm. Daha sonra konuşması, planlandığı açıkça belli olan bir halde, -çocuk sandalyede bi sağa bi sola kayıyor, ellerini koyacak yer bulamıyordu- ne iş yapıyorsun, nerede oturuyorsun gibi konulara kaymaya başladı. Kahvemi ve şu an lezzetli olduğunu söyleyebileceğim -o gün lezzetli diyemezdim- sandviçimi bırakıp okula gittim. Abartısız bir buçuk saat süren yapış yapış bir otobüs yolculuğundan sonra ter içinde okula vardım. Başım hala dönüyordu. Ve saat öğlen 2'ye gelmesine rağmen kendimi hala sarhoş ve aptal hissediyordum. Uzun süren bayıltıcı başvurudan sonra okulun karşısındaki bir internet kafeye girdim. Etraf arap doluydu. Her yerde arapça yazılar vardı. İlginç gelmişti bu. Neyse, gmail sayfamı açtım ve gelen mesajlara baktım. Birisi last.fm sayfama bir şey yazmıştı. Last.fm'e girip baktım, "eftb'yi umarım bilmiyorsundur, bana hatırlat" yazıyordu.
Hatırlattım. Ve iyi ki de hatırlatmışım. Grubu öğrendikten sonra dinlemek anca bir kaç gün sonrasına ve 10 saatlik bi otobüs yolculuğuna denk gelmişti. Yolculuk boyunca yarı uykulu yarı uyanık Eftb dinlemiştim.
Entertainment For The Braindead herkesin sevip dinlediği, albümlerini arşiv yaptığı, tişörtlerini aradığı bir grup olamayacak malesef. Bu açık. Ama benim gibi Eftbseverler için arviş yapmak, tişörtlerini arayıp, bulmak, durmadan dinlemek bu durum pek de sıkıcı değil. Bana ve bir kaç kişiye özel olarak kalmasını istediğim sayılı bir kaç müzisyenden birisi çünkü o.
Bu ufak tefek, kocaman gözlü Alman kızın yaptıklarına dikkat etmek gerekiyor.


5 Temmuz 2009 Pazar

Don Lennon

5 Temmuz 2009 Pazar 0

Geçenlerde dinlemek için dingin şeyler arıyordum. Ne dinlesem de aradığım huzuru bulamadım. Sonra aklıma Don Lennon'ların bir köşede beklediği geldi.

Lennon gerçekten de az bilinen biri. İlk albümünü 1997'de çıkarmış. Sonra da devamı hep gelmiş.

Maniac 1997
Don Lennon 1999
Downtown 2002
Routine 2005
Radical 2006

Myspace
Resmi Site

1 Nisan 2009 Çarşamba

Jenny Owen Youngs - Batten The Hatches

1 Nisan 2009 Çarşamba 0


Jenny Owen Youngs'a Weeds izlerken rastladım... Zaten direkt olarak dikkatimi çekti o şarkı... O şarkı dediğim de "Fuck Was I" tabii ki... Sonra da zaten o mükemmel "Hot In Here" coverını keşfettim ve hayran oldum... Üstüne üstlük hem çok güzel cover yapıyor bu hatun, hem de inanılmaz söz yazıyor... İnanılmaz demek tabii ki çok şiirsel demek değil her zaman... Çok basit sözler yazıyor ama çok doğru oluyor... Kendilerine üstelik "Voice On Tape" isimli şarkının başında bir de Regina Spektor eşlik ediyor... Her ne kadar şarkı söylemese de onun da sesini duymak hoş bir şey tabii... Ritmi hızlı olan şarkıları bile hüzünlü üstelik... İnanılmaz keyifli bir müzik yapıyor, son derece tavsiye ederim...


Jenny Owen Youngs - Batten The Hatches (2008)

Laura Marling - Alas, I Cannot Swim


Laura Marling yaklaşık 1 sene önce Mystery Jets'in "Young Love" şarkısına eşlik ederek tarafımdan keşfedilmişti... Uzun süredir de Folk yapan hatunlara karşı özel bir ilgim olduğundan benim için altın değerinde gibiydi... Üstelik yaşına başına rağmen çok da derin ve şiirsel şarkı sözleri yazıyordu... Burda da belirtmem gerekir ki kendileri Reading açıklarında, 1 Şubat 1990 yılında doğmuştur... Tamamını saatlerce dinleyebileceğim 5-6 albümden birini kaydetmiştir... Tek albümü vardır ve yenisi çıkana kadar her notası ezberlenir...

Laura Marling - Alas, I Cannot Swim (2008)

21 Ocak 2009 Çarşamba

Eugene McGuinness -The Early Learnings Of Eugene McGuinness

21 Ocak 2009 Çarşamba 2

efenim gün geçtikçe bir yenisiyle karşılaştığımız nerden çıktıklarını anlayamadığımız fakat iyi ki de çıkmışlar yahu dediğimiz ( büyüyorlar durduramıyoruz) britanyalı genç müzisyenlerden biri olan Eugene Mcguinnes'den bahsedeceğim biraz. zaten istesemde istemesemde azcık bahsedebilirim çünkü hem kendisi hem de müzik kariyeri hakkında pek fazla bir şey yok. ama hemen öyle küçümseyip geçmeyin bu genç beyi çünkü son zamanlarda dinlediğim en bi şirin en bi sıcak albümü yapmış kendisi. 1986 Londra doğumlu Eugene, hayatının asi tineyç boy dönemlerinde (ki yaş olarak 15 civarına takabül ediyor) londradaki okulunu bırakıp liverpool'a taşınmış. belki de bi asilik yapmamış ailesiyle birlikte filan taşınmıştır bilemiycem orasını neyse, sonra burada liverpool sahne sanatları enstitüsüne başlamış. burada müzik eğitimini almış. 2007 de ilk albümü olan, benimde kendisini buralara taşımama vesile olan "The Early Learnings Of Eugene McGuinness" i çıkarmış. The Early Learnings Of Eugene McGuinness dinlemesi sindirilmesi son derece kolay ve bir o kadar keyifli minicik bir albüm. gerçekten de minicik. albümde 8 şarkı var ve bütün albümü dinlemek yarım saati bile almıyor. şarkılar çok kısa ama dinledikten sonra tadı damakta kalıyor ve tekrar tekrar dinleme ihtiyacı duyuyor insan. şarkılarının hikayeleri ve müzikleri birbirinden eğlenceli. çoğu da akılda kalıcı. Eugene şarkılarını yazarken gerçek hayattan pek etkilenmediğini ve sözlerin büyük kısmının kurmaca olduğunu söylemiş. 22 yaşındaki bu genç yetenek ilerde gerçekten iyi şeyler başaracakmış gibi görünüyor ki ilk albümü de yaşına ve tecrübesine göre bence gayet başarılı. küçücük bir 30 dakikanız varsa eğer kesinlikle Eugene'in şirin şarkılarına kulak kabartmalısınız. iyi dinlemeler.

Download

28 Aralık 2008 Pazar

Landon Pigg-Coffee Shop

28 Aralık 2008 Pazar 0

Minicik, ufacık bir şarkıyla karşınızdayım bugün. Yumuşacık bir ses, böyle kadife sesli derler ya öyle resmen. Huzur dolu, tekrar tekrar dinlemek için sabırsızlanacağınız bir şarkı Falling Love At a Coffee Shop. Benim çoktan gönlümü kazanmış durumda şirinliği ve sadeliğiyle. Sizlerde de benzer etkiyi yaratacağını düşünüyorum. İyi dinlemeler.
(not: Woody'ye sonsuz teşekkürler)

Falling Love At a Coffee Shop

8 Eylül 2008 Pazartesi

Bat For Lashes-Fur And Gold

8 Eylül 2008 Pazartesi 0

şimdi ağızlara layık bir albüm sunacağım önünüze. "Bat for Lashes"ın eseri olan "Fur and Gold". Bat for lashes'ı tanıyanınız duyanınız vardır elbet. Bu albümlerinden çıkan 'what's a girl to do' şarkısıyla kendilerini tanımıştım ben. Zaten bu şarkıyı bir kere dinleyip de unutanı yoktur heralde. büyüleyici, gizemli bir havası var. melodi, vokaldeki natasha khan'ın sesi, aksanı, şarkıyı söylerken kattığı hava fevkaledenin fevkinde. bu güzelliği ifade edebilecek kelime bulamadım şimdi. klibi de bir o kadar harika bu şarkının. karanlık bir ormanda çekilmiş. bisiklete binen tavşanlar ve natasha khan kızımız. ben burda ne kadar dil döksem de gene şarkının büyüsünü anlatmaya yetmeyecek. en iyisi kendiniz bir dinleyin bu şarkıyı bir kerecik. sonra zaten hiç kapatmak istemeyecek sürekli dinleyeceksiniz sizi temin ederim. gelgelelim(birleşik mi yazlıyodu bu ne?) şimdi albüme. Albümde 11 şarkı bulunmakta. listeli şu şekilde.

1. horse and I
2. trophy
3. tahiti
4. what's a girl to do
5. sad eyes
6. the wizard
7. prescilla
8. the bat's mouth
9. seal jubilee
10. sarah
11. i saw a light

albüm bütünüyle çok çok hoş. şunu diğerinden daha çok seviyorum şeklinde sıralayamayacağım şarkıları. bir tek what's a girl to do' yu ayırıyorum o şekilde. gerisini gerçekten bir sıraya sokmak zor. bir masal havasında gidiyor şarkıların hepsi. dinledikçe dinleyesi geliyor insanın. horse and I ile güzel bir şekilde başlayıp, trophy'e geldiğinizde kendinizi nakaratı tekrar eder bir şekilde bulacaksınız. oradan sıra what's a girl to do' ya gelince tek bir dinleme yetmeyecek sürekli başa sarıp haa haaa şeklindeki seslenişlere içten bir şekilde katılmak isteyeceksiniz, henüz bunun büyüsünden kurtulamamışken sad eyes ve the wizard'da sizi bir güzel kendinizden geçirecek. priscilla'da alkışların ritmine kapılacak nakarata she really likes him priscillaaaa, she really likes him priscillaaaa diye eşlik edeceksiniz. fakat hanım kızımız kadar başarılı olamayacaksınız. Ama severek tekrar tekrar dinlemek isteyeceksiniz. oradan sarah'ın hikayesine kaptıracaksınız kendizini ve I saw a light ile harika bir kapanış yapacaksınız. yetmeyecek, tadı damağınızda kalacak tekrar tekrar dinlemek isteyeceksiniz. yakın bi zamanda umarım yeni bir albüm daha çıkarırlar diye düşüneceksiz sonra.
Evet beni bu şekilde sardı bu muhteşem albüm. eminim dinlerseniz eğer az çok sizin üstünüzde de aynı etkiyi bırakacaktır. Bütün albümü dinlemeye üşenirseniz hiç olmadı what's a girl to do' yu dinleyin en azından. Sonra içinizde bütün albümü dinleme isteği doğacaktır. doğmazsada canınız sağolsun. benden bu kadar. haydi iyi eğlenceler size.

linkmink!

Newton Faulkner-Hand Built By Robots


…”So don't take my photograph cause I don't wanna know how it looks to feel like this. As cars and people pass, It feels like standing still but I know I'm just moving uncomfortably slow..”
‘uncomfortably slow’ şarkısının mükemmelliğine kendimi kaptırmış bu sözleri mırıldanırken Newton Faulkner’ı tanıtmaya çalışacağım şimdi. Kelimelere kolay kolay dökebileceğim biri olmadığından dinleyince daha iyi anlaşılabileceğine eminim. Ama yinede deneyeceğim anlatmayı çünkü beni harika sözleriyle ve içimi ısıtan sesiyle sarmış durumda. Massive Attack’ın Teardrop şarkısına yaptığı cover ile tanıdım kendisini. Şarkıların orijinal halini çoğunlukla tercih ederim ama Newton bu şarkıyı öyle güzel söylemiş ki orijinalinden çok daha güzel gelen nadir şarkılardan olmuş bana göre. Geçtiğimiz temmuz ayında çıkardığı “Hand Built By Robots” adlı ilk albümünü dinlemeye başladım hemen. Kısaca akustik gitarla harikalar yaratmış diyebilirim. mükemmel bir şekilde kullanmış gitarı. daha önce duyduklarımdan çok daha sıcak ve hoş bir şekilde. Böyle güzel gitar tınıları, bir o kadar güzel bir ses ve süper sözler birleşince dinlemeye doyulamayan bir albüm çıkmış ortaya. Her şarkının farklı bir güzelliği var.şöyle kafanızı yormadan sakince dinleyebileceğiniz bir şeyler arıyorsanız Newton Faulkner’ı bir deneyin derim ben.

linkiki

Kimya Dawson


Şimdi koşarak mahalledeki film cd’cisine gidiliyor. Yok, efendim internet sınırsızsa torrentlar açılıp Juno filmi bulunuyor, izleniyor; yerine göre indiriliyor yine izleniyor. Bu sonbahara girmeye yaklaştığımız günlerde çok da beğeneceğinizi düşüyorum. Hıhı, film kadar sevilen soundtrack albümünden kıvırcık sesli bayan’ı önce düşünüp “ne güzelmiş be” diyeceğinizi duyar gibi oluyorum. Sevgili Noonefliesaroundthesun takipçileri, size KIVIRCIK-SESLİ-KADIN Kimya Dawson’ı taktir ediyorum. Hem de tüm albümleriyle. Bu alkışlar bana mı? Sağolun.


Kim mi? : Anti-folk hareketinin önemli bir parçası, 72 doğumlu Olympia'lı söz yazarı. The Mold Peaches'ın en bilindik elemanı. Şimdilerde Antsy Pants'te eğleniyor sanıyoruz. Evet komik, ironik. Last Fm'den çaldım burayı. gitarıyla gezen bir garip del-i. Şarkı sözleri de eğlenceli. Evet Rapidshare bizim için bir lütuftayken(!) kaçırmayınız derim.


The Tallest Man On The Earth


Dünya'nın en uzun adamının 1.80 boyunda olduğunu söylesem inanır mıydınız? Ama öyle, hem de İsveçli. Dünya'nın en ilgi çekici ülkelerinden birisinde yaşıyor. Gitarı var üstelik. Shallow Graves albümünü 2008 yılında çıkarttı. Bu albümün kaydını basit bir kaset çalarla yaptığını okumuştum, zaten yer yer çatlayan seslerden bunu anlamak zor değil. Peki bu kayıtın basitliği, gitarın oturup çalınmış olması, üzerinde teknik oynamalar olmaması "dünyanın en uzun adamı"'nın müziğini nasıl etkiliyor? Şöyle söyleyeyim; az önce pencereme oturdum, bir bardak kahve yaptım kendime, 1.80'lik dev ilk olarak I Won't Be Found çalmak istedi, tamam dedim ona, daha sonra dedim ki "ufaklık, Where do My Bluebirds?" , kırmadı beni "hemen abi ne demek" dedi. Çok sıcak birisi seviyorum. Odama gelir, gider böyle arasıra.
O kadar uzun ki; uzaya çıkıp Bob Dylan gezegenine gidiyor, ordan bi kaç melodiyi evime getiriyor.
I can't believe this is from Sweden!!

Sufjan Stevens Invites You To: Come On Feel The Illinoise


Benim bi kuzenim var. Artık dinlemediğim müzik cdlerini ona veriyorum, o dinliyor. Green Day, AC/DC, The Beatles hayranı oldu. Şu an 12 yaşında, keman çalıyor. Aslında sadece keman değil. Eline aldığı müzik aletini çalabiliyor. Nota bilgisi yok ayrıca. Org, flüt, ksilofonda bir sürü şarkı çıkarttığına tanık oldum. Gittiği kurstaki arkadaşlarıyla bir kaç konser verdi. Kursta da notaları nasıl öğrenmez anlamıyorum. Kulaktan çıkartıyor şarkıları. Neyse.
Geçenlerde ona bi şarkı dinlettim, kemanınla bu şarkının aralarını yapabilir misin dedim. Bilmem ki dedi. Bir hafta sonra bize gelmişti. Şarkıyı ne yaptığını sordum. Yaptım dedi kemanı çıkarttı ve şarkının aralarındaki kemanları çaldı.
Bir de Sufjan Stevens var. Her Sufjan dinlediğimde bu kuzenim gelir aklıma.
Sufjan'ın ailesi, Sufjan'ı kapıda "seni seviyorum" yazan bir notla birlikte süt sepetinin içinde bulmuş. Birden fazla müzik aletini çalabiliyor, Illinois albümünün kartonetinde şöyle yazıyormuş "Sufjan Stevens plays the following instruments: acoustic guitar, piano, wurlitzer, electric bass, drum kit, oboe, miriam's alto saxaphone, in tunel, sunmin's flute, daniel's banjo and/or matt's banjo (depending on which one was in tune), shara's glockenspiel, laura's rickety accordian, a rentled vibraphone, var,ous recorders (sufjan owns the tenor, soprano, and sopranino, but he barrowed monique's alto), a casiotone mt-70, sleigh bells, shakers, tombourine, triangle, and a baldwin electric church organ. oh lord, help us!.
Oh lord help us, daniel's banjo or matt's banjo filan demesi komik midir, sevimli midir bu yaptıkları nedir?
Ayrıca karizmatik (evet yakışıklı lan!) bi arkadaşımız. Bugüne kadar çıkarttığı albüm sayısı 7.
Şarkılarının isimleri o kadar uzun ki bir Ramones şarkısının sözleri bi Sufjan Stevens şarkısının adından daha kısadır. Örnek olarak "The Black Hawk War, or, How to Demolish an Entire Civilization and Still Feel Good About Yourself in the Morning, or, We Apologize for the Inconvenience But You're Going to Have to Leave Now, or..." şarkısı Sufjan'ın Illinois albümde yer alan bir şarkı. "I don't wanna walk around with you. So why you wanna walk around with me?" bunlar da Ramones'un I Don't Wanna Walk Around With You şarkısındaki sözler.
Sufjan Stevens'ın kariyeri, kurduğu folk müzik grubu Marzuki'yle başlıyor. Daha sonra solo takılmaya karar veriyor ve olaylar gelişiyor.
İlk çıkarttığı albümünün ismi "A Sun Came". Bu albümle pek dikkat çekmeyi başaramamış.
Daha sonraki yıllarda Little Miss Sunshine filminin soundtrackinde "No Man's Land" ve "Chicago" isimli şarkılarıyla yer almıştı.
Ayrıca Amerika'nın 50 eyaleti hakkında albüm yapma gibi çılgın bi planı da varmış kendisinin.
İşte bu 50 eyalet serisinin ikinci albümü; Illinois yani tam adıyla ‘Sufjan Stevens Invites You To: Come On Feel The Illinoise’ 2005 yılında piyasaya çıktı.
İnsanın dinledikçe dinleyesi gelen bi albüm.
Güneşli bir günde çocuklar dışarda top oynarken balkonunuzda çayınızı yudumlarken şahane gidicek bi albüm.
Ya da yağmurlu bir günde şimşekler çakarken yaktığınız sigarayı harcatıcak bi şarkı; The Seer's Tower.
linkiki

Amy MacDonald - This Is The Life


Geçenlerde İngiltere'de kim ne kadar satmış diye bakarken farkettim Amy MacDonald'ı. Albümü Radiohead'in ardından ikinci gidiyordu. 1987 yılında İskoçya'da doğmuş kendisi. 15 yaşından beridir sahnelerde. 2007 yılında çıkardığı bu debut albümle de şahane bir başlangıç yapmış kariyerine.
Çalarım gitarımı söylerim şarkımı tadında yapılmış bi albüm This Is The Life, abartılar, süsler, gereksiz eklentiler filan yok. Gayet sade. Sadeliğin güzelliği bu olsa gerek.
Bi kaç röportajında, deliler gibi Travis hayranı olduğunu, onların müziğine bayıldığını söylemiş. Amy'nin müzik yaparken etkilendiği bir diğer grupta The Libertines. Amy'nin müziğinden çoğu insanın aldığı gibi KT Tunstall tadı aldım bende. Amy mi daha iyi KT mi deseler, KT'nin yeri ayrı derim onlara.
Resmi sitesindeki biyografisine de "It's all Pete Doherty's fault. No, it's down to Red Hot Chili Peppers. Or do we finger Fran Healy of Travis? Nah, sod it, let's blame Ewan McGregor and Jake Gyllenhaal." diyerek başlamış, hoş olmuş.
Sitesine şurdan ulaşılabiliyor. Amy'nin The Killers'ın Mr.Brightside şarkısına yaptığı coverı sitede bulabilirsiniz.
linki

Calexico and Iron & Wine - In The Reins


Calexico ve Iron & Wine ortak yapımı bi albüm. Bu cümle bile bu albümü dinlemenize sebep olucak biliyorum ama yine de biraz bilgi vermekte fayda var.
Calexico 1997'den bugüne 6 tane albüm ve bunların yanında 7 tane de tur albümleri çıkartmış amerikalı bi grup. Folk, alternatif-country tarzında müzik yapıyorlar.
Iron & Wine aslında Sam Beam'in kullandığı sahne adı. Bugüne kadar çıkarttığı üç albüm var. Onun tarzına da folk, indie diyebiliriz.
2005 yılında çıkan In The Reins'deki tüm şarkıları Sam Beam yazmış. İki grup birlikte bir stüdyoya girip şarkıları çıkartmışlar. I'm Not There filminin soundtrackinde de adları var bu birlikteliğin. Bob Dylan'ın Dark Eyes şarkısını coverlamışlar bu film için. Daha sonra da birlikte çalışmaları devam etmiş. Iron & Wine'ın üçüncü albümünde Calexico'dan Joey Burns'ün de parmağı var.
In The Reins, yaklaşık 15 kişinin ortak çalışması sonucu ortaya çıkmış bi albüm. Bonus trackler dışında 7 şarkıdan oluşuyor 27 dakika gibi kısacık bi süre içinde de bitiyor. Tracklist şöyle;

1. "He Lays in the Reins"
2. "Prison on Route 41"
3. "A History of Lovers"
4. "Red Dust"
5. "16, Maybe Less"
6. "Burn That Broken Bed"
7. "Dead Man's Will"

Bonus şarkıların olduğu versiyonda He Lays in The Reins, Prison on Route 41, A History of Lovers, Burn That Broken Bed gibi zaten albümde olan şarkıların canlı versiyonları olduğu gibi Rolling Stones'un Wild Horses ve Velvet Underground'ın All Tomorrow's Parties coverları da var. All Tomorrow's Parties coverına hayran oldum desem az kalır, orjinalinden iyi olan şarkılar diye bişey var oraya dahil edebiliriz rahat rahat. Sadece Velvet Underground versiyonu biraz daha boğuk olduğu için ama. Herşeyiyle çok güzel bi şarkı. Tamamen çok güzel bi albüm.
Linklinklink!
Calexico
Iron & Wine

She & Him - Volume One


The Hitchhiker's Guide to the Galaxy'deki Trillian'ı bilirsiniz, hani şu galaksinin güzel kadını, Arthur Dent'in vurulduğu kadın. The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford'daki Dorothy Evans. Zooey Deschanel yani, bu grup onun grubu oluyor. The Go-Getter çekilirken filmin müzikleri M.Ward'a verilmiş. Daha sonra yönetmen Martin Hynes, Zooey ve M.Ward'dan birlikte bi şarkı istemiş. Ve olay burda kopmuş. Zooey, daha önceden yaptığı kendi şarkılarını M.Ward'a dinletmiş o da pek beğenmiş haliyle. Conor Oberst ve Decemberist davulcusu Rachel Blumberg yardımıyla bu yıl Volume One'ı çıkartmışlar.
Albümün tadıysa şöyle bişey; bir ilkbahar günü öğleden sonrası, içi çilekli pasta, çikolatalı süt ve kiraz dolu olan piknik sepetiyle deniz kıyısı bir parka gidip, yeşil çimlerin üzerine serdiğiniz kareli örtünün üzerine sevdiceğinizle yatıp, bulutları izlemek gibi.
Biz zavallı dünyalılar, böyle müzik yapan insanlar olduğu için çok şanslıyız. Yeni albüm çıkarmalarını sabırsızlıkla beklicem.
link
şifre: noonefliesaroundthesun.blogspot.com

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates