indie rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
indie rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2010 Pazartesi

Two Gallants

14 Haziran 2010 Pazartesi 0

Büyüyünce astronot ya da korsan olmak istediğimiz yaşlarda beraber müzik yapmaya başlayan iki küçük çocuk Two Gallants. 12 yaşından beri beraber müzik yapan Adam Stephens ve Tyson Vogel ise dünyaca ünlü müzisyenler olmak istemişler büyüyünce. 2002 yılında ikisi de 20 yaşındayken San Francisco'da Two Gallants ismi ile sahne almaya başlamışlar ve ilk kayıtlarınıda bu yılda yapmışlar. Kaydın yayınlandığı günden itibaren bügüne kadar da hiç durmadan ev partileri, sokaklar, parklar dahil her yerde sürekli müzik yapmışlar. Tabiki daha sonra büyük festivaller, turneler kaçınılmaz olmuş.

En son 2007 yılında 'The Scenery of Farewell' EP si yayınlandığından beri konserlere ağırlık veren ikili aynı zamanda solo projeleriyle de ortaya çıkmaya başladı. Tyson'ın solo projesi olan 'Devotionals' önümüzdeki temmuzun 13ünde bir albüm yayınlayacak imiş. Buradan myspace sayfasına ulaşıp dinleyebiliyoruz. Adam'ın solo kayıtlarına ise buradan ulaşabiliyoruz. Şu aralar yeni bir Two Gallants albümüdür EPsidir yok gibi. Yinede napıyorlar ne ediyorlar göz atmak için web siteleri bu.

13 Haziran 2010 Pazar

Broken Bells

13 Haziran 2010 Pazar 0

Danger Mouse kadar aktif bir müzisyen daha tanımıyorum! Tamam, belki biraz abartmış olabilirim. Ama siz de takdir edersiniz ki, Danger Mouse A.k.a. Brian Burton'ın elinin değdiği albümler daha bir güzel oluyor. Ayrıca yapımında emeği olduğu albümler de o kadar seyrek aralıklarla çıkmıyor. Gerçekten mucize gibi birisi.
Ve yeni bir Danger Mouse ortaklığı. Bu sefer The Shins'den James Mercer ile birlikte. Oluşumun ismi Broken Bells.
Broken Bells'in varlığı 2009 yılının eylül ayında açıklandı.
2004 yılındaki Roskilde festivali sırasında, James ve Brian sevdikleri müzisyenlerin genelde aynı insanlar olduğunu anlayınca birlikte bir şeyler yapabilir diye düşünerek harekete geçmişler.
Birlikte albüm kayıtları için çalışmaya başlamaları 4 yıllık bir süreden sonra 2008 yılında mümkün olmuş.
9 Mart 2010 tarihinde de albüm ortaya çıkmış.
Albümün neye benzediğine gelirsek; Brian Burton bana göre alamet-i farikası olan durum bu albümde de var. Yani kendisini geri plana çekerek, birlikte çalıştığı adamları öne itme durumu. James Mercer bu albümün her şeyi gibi dursa da, Brian Burton'ın yokluğu bu kayıtların tatsız tutsuz bir halde olmasına neden olurdu.
Klasik The Shins şarkıları dinler gibi bir hava var albümde. Sebebi de az önce söylediğim gibi Brian Burton'ın kendisini geriye çekip,"sadece prodüktor gibi" kalmasıdır.
Albümün prodüktörlüğünü kendisi yaptığı gibi, albüme 4 farklı entrüman çalarak ve bilgisayar programlarını yazarak da katkıda bulunmuş.
Broken Bells harika bir albüm. Dinlerken gerçekten keyif alıyorsunuz. Ama 2010 yılında o kadar çok harika albüm çıktı ki, Broken Bells'i haziran ayı itibariyle ilk 10'a almam çok zor.
Yine de indie rock sevenleri heyecandıracak bir albüm.

11 Nisan 2010 Pazar

MGMT - Congratulations

11 Nisan 2010 Pazar 7


MGMT duosu ile müziğe Back to the Future-esque yolculuk devam ediyor...

Şahsen MGMT, Vampire Weekend yahut Kings of Leon gibi grupları görünce bi iç geçirmiyor değilim. Global sounda bayağı ayak uydurmuş gençler gibi hepsi, üstelik vizyonları da geniş. İşte bu naçiz blog için ilk yazımda; 2010 da Congratulations albümü çıkan MGMT.

İlkin biraz geriye; bir kaç yıl evvele ışınlanıyoruz, Oracular Spectacular albümünün çıkışına. “Kids” ve öteki tüm mühimmatları ile; Arcade Fire’ ın bayık soundunu shoegaze klavyeleri ve 80'lerin kült figürleri ile bir kademe üste taşıyan Brooklynli bu gençler, pop ve ilerisi için ışığı vermişti. Tabii nereye verdiğini tartışabiliriz. Her neyse.

O dönemin ardından; MGMT 2010 yılına Congratulations albümü ile girdi; yukarda belirttiğim 80'ler yolculukları da devam ediyor. Bu sefer Harlem’den çıkıp, kuzey İngiltere’ye doğru uzanan bir rotaları var. Arada bir kaç geri dönüş ile 60'lar “psychedelica “ sı ve David Bowie – Brian Eno gibi kült figürler de “modernizm” den nasibini almış.

EEEveeet... Albümün açılışı, Alex Turner’in “The Last Shadows of Puppets” ile projesiyle aynı mecraya ışınlıyor bizi. Fakat bu sefer biraz daha farklı bir şekil, “surf” sedaları ile. Ve bence bir A1 şarkısı 2000'lerde nasıl olmalı, “It’s Workin’” çok güzel bir yanıt.

Ve ardından dinleyenleri C86’in müthiş ihtişamı, göz kamaştırıcılığı bekliyor artık. Ben bu albümü sırf “Song for Dan Treacy” için dahi alırım. O kadar diyeyim. Dan Treacy ile alakalı bir enformasyon addetmem gerekirse; nevi şahsına münhasır, TV Personalites'in demirbaşı; C86 akımında, BMX Bandits, Teenage Fanclub gibi grupları Creation Record’a kazandıran adam... Ve MGMT ne kadar dikkatli olduğunu gerçek bir C86 insanına, bir C86 soundu şarkı armağan ederek kanıtlamış aslında.

2. parça, c86 akımı ardından Harlem’ e dönüp; bir Motown tadı almıyor da değiliz. “Someone Missing”, aynı zamanda albümün singlelarından “Flash Delirium” dan evvel gelen bir Neo-Soul-r&b şarkısı gibi (Raphael Saadiq tip vokalleri dolayısıyla) Ve “Flash Delirium” ile tekrar denizaşırı Londra’ya bu sefer bütün albümlüğüne dönüyor gibiyiz; tabii, o şarkıda azıcık Kanada barok’ u tadı da yok değil...

“I Found a Whistle”, uzunluğu ile dikkatleri çeken Siberian Breaks, çoğu insan için özel anlamları olabilecek “Brian Eno”, benim çok ilgincime giden “Lady Dada’s Nightmare” ve albüme adını veren, son şarkı “Congratulation” tamamıyla İngliz uzuvlu; Pink Floyd, Bowie ve Beatles arasında gidip getiriyor, “Lady Dada’s Nighmare” ve “Siberian Breaks” de özellikle, geçişler ve altyapıları ile Dark Side of The Moon'a selam niteliği taşıyan şarkılar olarak göze çarpıyor...

Evet,bir NY entelijansiya duo olan MGMT; dinlediklerini harkulade harmanlamış ve içimize sindirmiş. Gerisi dinlemeye kalıyor.


(bu arada, eskatolojik ya da antropolojik bilgi değil ama; çok ama çok sevdiğim Flaming Lips’in 2009 daki embrionic albümü için bir şarkı kaydetmişti MGMT, saykodeliklik belki de oradan geleceğinin habercisi oldu.)

10 Şubat 2010 Çarşamba

Frog Eyes

10 Şubat 2010 Çarşamba 0

Frog Eyes yeni plak şirketi Dead Oceans'dan çıkan yeni albümünü yayınladı.Albümün adı 'Paul's Tomb: A Triumph'.Yukarıda gördüğünüzde albüm kapağı oluyor.Buraya tıklayarak albümden 'Flower in a Glove' isimli parçayı dinleyebilirsiniz.9 dakikalık parça albümün geri kalanını dinlemek için sabırsızlığımı arttırıyor.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Sunset Rubdown

28 Ekim 2009 Çarşamba 1
Photobucket


Kanadalı indie rock grubu Sunset Rubdown,Wolf Parade grubundan Spencer Krug'un solo proje yapma fikriyle başladı.Zaten ilk yayınlanan Sunset Rubdown kaydı ‘Snake’s Got A Leg’ Krug’un yatak odasında tek başına kaydettiği işlerden ibaret.Röpörtajlarında söylediğine göre parçalarını canlı çalmak istemiş ve bir kaç arkadaşından onunla sahneye çıkmalarını rica etmiş daha sonrada beraber kayıt yapıp,beğenilen kayıt için turneye çıktıklarında farketmişlerki bu ciddi ciddi yeni bir grup işi.Grubun 2008'de katılan Marc Nicol ile beraber son hali şöyle:
Spencer Krug (vocals, guitar, keyboards), Camilla Wynne Ingr (percussion, keyboards, vocals), Michael Doerkson (bass, guitar, drums), Marc Nicol (bass, kimbala), Jordan Robson-Cramer (drums, guitar)

Sunset Rubdown'ın dördüncü LP kaydı olan Dragonslayer'ın geçtimiz yazın başında yayınlandı ve bence Grizzly Bear'ın Veckatimest'i ve Dragonslayer bu yazın en güzel albümleriydi.Sunset Rubdown'ın müziğinde de sözlerinde de ilk bir kaç dinleyişte rahatsız edici birşeyler olduğu tepkisini aldım hep ve kendim ilk dinlediğimde de sevmemiştim açıkcası.Çünkü alışalagelmiş kalıpların çok dışından soyut ve karmaşık sözleri ve bilindik indie marşı müziklerinin çok dışındaki soundlarıyla alışması zor vazgeçmesi imkansız bir yerdeler.Krug'un vokalindeki nefes nefese Bowie benzerliği ve yazdığı sözlerdeki gizem perdesinin aralarındaki rahatsız edici derecedeki gerçek samimiyet ve gerçek acı ve gerçek mutluluk yani gerçek duygular içine girildimi insanın beyninde yankılanmıyor değil.İçten bir üzgünlük ve kızgınlıkla ettiği küfürleri var parçalarında.Beni en çok etkileyen o haykırışlarındaki gerçeklik hissi.Mesela 'The Men Are Called Horsemen There' isimli parçasının sonunda 'Where someone says fuck me someone else says,ok' cümlesi ya da en şahane parçası olduğunu düşündüğüm 'The Empty Threats Of Little Lord' da 'You Snake' dediği an.Aslında böyle teker teker anlatmakla hiç olmaz.En iyisi dinleyin kendiniz duyun.

myspace sayfası

28 Nisan 2009 Salı

Maxïmo Park - Quicken the Heart

28 Nisan 2009 Salı 0


2009 gerçekten iyi gidiyor değil mi? Eskilerden kalmış iyi gruplar bunların başında tabiki Maxïmo Park gibi gruplar geliyor birer birer album çıkarmaya başladılar içlerinde değişen yada yerini koruyan örnekler tabiki var. Ama değinmek istediğimiz konu tabiki Maxïmo Park, yerini koruyan muhafazakar indie gruplarından biri(en sevdiğimden)... Album gayet hoş ve dinlemesi çok zevkli muhteşem şarkılar yok(our velocity gibi) yada ben daha alışamadım ama kötü şarkı da yok...

DOWNLOAD


not: the Maccabees'in albumu daha iyi...

the Maccabees - Wall of Arms (2009)


2009 gerçekten iyi başladı... Birsürü indie rock grubu album çıkarttı ancak dinlediklerim içerisinde en iyisi bu sanırım... Maccabees zaten iyi bi gruptu ilk albumleride gayet iyiydi ancak yeni albumleri biraz daha karanlık geldi(kötü olmamış)... Dinlemekte yarar var...


29 Mart 2009 Pazar

Franz Ferdinand - Tonight

29 Mart 2009 Pazar 0
Evet kabul ediyorum aslında Tonight iyi album ama içinde olan synth öğeleri beni müzikten uzaklaştırdı, çünkü albumdeki synth sesler o kadar ucuz geliyorki bana klasik FF gitarlarını bozuyor sanki. Bassline da da ayrı bir sorun var gibi(belkide basın birazcık önde olmasıdır sorun)... Davullar eski FF, sadece tonları daha kurulaştırılmış(synthlere uysun diye sanırım)... Dans etmek istiyorsanız gayet iyi bir album, ruh varmı derseniz bu adamlarda, "ne zaman ruhları vardi ki?" derim...

DOWNLOAD

24 Mart 2009 Salı

Franz Ferdinand

24 Mart 2009 Salı 0
Elektronik müzik tüm dünyamızı sarmış bulunmakta. Binlerce grup ve ya dj kendi alanında bir şeyler icra etmeye çalışıyor. Gruplayamadığımız çoğu müzik grubuna indie diyoruz. Artık Frank Sinatra gibi ağabeyler de çıkmıyor. Ağlamaklı kız sesiyle müzikler dinliyoruz. Şikayetçi de değiliz, bunda kötü bir şey yok. Ama farkında olmalısınız ki, biraz farkla tekrar yaşanıyor. Evet kurduğum cümlenin farkındayım. Farklı tekrar. Hı hı.

Şimdi eskiden rock piyasasında deri ceketli metalciler ve deri ceketli skinheadler vardı. Zamanla glam’ler çıktı. Taytı buldular. Grunge çıktı, biraz şaşkındı. Aradaki tarzları sayamayacak yada kronojiyi kaçıracak kadar yaşamadım. Ama bildiğim bir şey var ki, o da rock’tır. Kendi içinde dallanıp budaklansa da gitarı elektronik duyacağımız sizin ilk tercihinizdir. Grup ne olursa olsun. Ama artık rock dinlemiyoruz. Indie dinliyoruz. Neden mi Indie dinliyoruz. Çünkü “işte”.

Ama meğersem bunları düşünmek çok saçmaymış. Bir yere varmıyor. Sadece dinlemeye, üretimi yemeye, başka duygular tatmaya çalışıyoruz. Bunca güzel cümlemin altında Franz Ferdinand linki vermek belki komik duracak. Kötü olduklarından değil, bir ahkam beklediğinizdir. Oh hayır sevgili okurlar. Bu satıra kadar sabırla okuyabiliyorsanız sizi sevdiğimden daha da bir şey demem. Pihih.

Bu sevgili İskoç Indie grubu meğersem 2004de kurulmuş. Belki önceden de vardı ama bizle o zaman tanıştı. O da bir şey mi ismi daha güzel. Avusturya-Macaristan İmparatorluğun Arşidükü’nü tanırsınız siz. Tarih dersinde az mı gördük de… Bu adamın suikastıyla 1. Dünya Savaşı başlamıştır ya, ondan. E tabi birbirinden renkli Mtv sunucuları gibi “frenz fördinıınd” demiyoruz ki. Yazdığımız gibi okuyoruz Franz Ferdinand’ı.

Evet işte öyleymiş.


Franz Ferdinand - Franz Ferdinand (2004)


01. Jacqueline
02. Tell her tonight
03. Take me out
04. Dark of the matinee
05. Auf achse
06. Cheating on you
07. This fire
08. Darts of pleasure
09. Michael
10. Come on home
11. 40 ft



Franz Ferdinand - You Could Have it so much better (2005)


01. The fallen
02. Do you want to
03. This boy
04. Walk away
05. Evil and a heathen
06. You’re the reason I’m leaving
07. Eleanor put your boots on
08. Well that was easy
09. What you meant
10. I’m your villain
11. You could have it so much better
12. Fade together
13. Outsiders

30 Aralık 2008 Salı

The Shins

30 Aralık 2008 Salı 3

The Shins dinlemeyi ne kadar özlemişim! Dün Scrubs izlerken bi anda New Slang çalmaya başladı, bi garip oldum. Albümlerinin hepsini tekrar indirdim, sabahtan beri de dinliyorum. Australia ve Caring is Creepy'nın kliplerini izledim, güne şahane bi başlangıç yapmış oldum.
Bana kalırsa bu adamları meşhur eden kişi Zach Braff. Scrubs'da iki şarkılarına yer vermiş, ayrıca kendi yönettiği filmi Garden State'de de The Shins var. Garden State filminin soundtrack'i şimdiden en iyi soundtrackler arasına girdi bile.
Ayrıca The Sponge Bob Squarepants'ın film versiyonunun da müziklerini yapmışlar.
1995 yılında yayınladıkları, ilk kayıt Spork EP'si olmuş, ama EP sırasında isimleri henüz The Shins değildi, Flake olarak başlamışlardı müzik hayatlarına.
Daha sonra 1997'de çıkarttıkları albümün ismi When You Land Here, It's Time to Return, bu albümdeki isimleri de farklı; Flake Music. Ama bu albümdeki şarkılardan birisinin ismi The Shins.
2001 yılında çıkan Oh, Inverted World ise The Shins adı altında çıkan ilk albümleri. Bu albümü ismi, ikinci şarkı One by One All Day'da geçen bir sözden alınmış, bu şarkıda da Friedrich Nietzsche'nin Zur Genealogie der Moral isimli yazısına bir ima yapmışlar.
Bu albümden iki şarkı, Caring is Creepy ve New Slang, Garden State filminde yer alıyordu.
2003'de yayınladıkları Chutes Too Narrow albümüyle Amerika ve Britanya müzik listelerine giriş yapmayı başarmışlardı. Grup albüm prodüksüyonunu kendisi yapıyor, fakat bu albümde Modest Mouse'dan da yardım almışlar. Ama yaptıkları son albüm Wincing the Night Away'de prodüktörlüğü grubun solisti James Mercer tek başına üstlenmiş, ayrıca kendi bodrumundaki stüdyosunda kaydedilmiş.
Wincing the Night Away 2007 yılında piyasaya çıkmıştı. Grup albümlerini Sub Pop Records'dan çıkartıyolar. Bu yapım şirketi, geçişte, Nirvana, Dinasour Jr., Mudhoney, Fugazi, Sebadoh ve Green River gibi grunge gruplarının albümünü yapıyordu, aslında onları meşhur eden Sub Pop'tı. Son dönemde The Postal Service, The Shins, Dntel, Fleet Foxes, Foals, Iron & Wine, Modest Mouse ve The White Stripes gibi indie-electronic albümleri yayınlıyorlar. "Grunge öldü, ve indie, grunge'ın gayrı-meşru çocuğu" durumu biraz.
Albümün ismi Sam Cooke'ın bi şarkısında geçen sözden esinlenerek oluşturulmuş, şarkı da geçen söz Twistin' the Night Away iken Wincing the Night Away olmuş.
Albümdeki ilk şarkı Sleeping Lessons'ın ismi de James Mercer'ın insomnia'sına aradığı çarelere dayanıyor.
Psychedelic, Hawaii folku, New Wave ve Post-punk esintileri taşıyan bir müzik yapıyor The Shins. Belle & Sebastian'ın çok az daha sert versiyonu diyebiliriz, bunu da İskoçya'nın havasına bağlayarak, Belle & Sebastian'ın daha hafif kalmasını açıklayabiliriz.
Yaptıkları müzik kesinlikle dinleyenleri mutlu ediyor, neşeli çocuk şarkıları söyler gibi söylüyorlar şarkılarını. Uzun zamandır hoşlandığınız arkadaşınıza, ondan hoşlandığınızı söylediğiniz de, aldığınız cevap eğer hoşunuza gidiyorsa, içinizde tarifsiz birşeyler olur, sanki akciğer ve mide yer değiştirir gibi, arkanızı dönüp zıplayarak giderken, ıslık çalar, şarkı söylersiniz, işte o şarkı gibidir The Shins.
Yürürken, sınıfta, otobüs beklerken veya otobüsün içinde dinlerken yüzünüze salak bir gülümseme bırakırlar, cama kafanızı yaslar, dinlersiniz.
The Shins @ Myspace
The Shins @ Official

14 Aralık 2008 Pazar

The Organ - Grab That Gun

14 Aralık 2008 Pazar 1

2004 yılında çıkarmışlar Grab That Gun adlı ilk ve son albümlerini. Biraz geç oldu keşfetmek için, ama geç olsun güç olmasın tabii ki. "İlk ve son albümleri" dedim, maalesef 2006 yılında dağılmışlar. Fakat bu yıl içersinde yayınlanmamış materyallerinden oluşan Thieves adlı bir EP çıkarmışlar. Her neyse konu bu değil. Brother adlı şarkının bana arkadaşım tarafından dinletilmesiyle tanıştım bu grupla. "aa çok iyiymiş lan" dedim. Girl band bi de bunlar, araya sıkıştırayım. Böyle. Albümün açılış şarkısı zaten Brother. Girdiği anda Morrissey vokali filan girecek zannediyor insan, ki vokal girince hakikaten de bir post-punk hava taşıdıkları kolaylıkla fark edilebiliyor. Buyrun dinleyin.

Grab That Gun
password: dijeli.org

30 Ekim 2008 Perşembe

The Last Shadow Puppets - The Age Of Understatement

30 Ekim 2008 Perşembe 0

The Last Shadow Puppets western seviyor! Her an odaya elinde sigarasıyla, Clint Eastwood girecekmiş de "You see, in this world there's two kinds of people, my friend: Those with loaded guns and those who dig. You dig." diyecekmiş gibi başlıyor The Age Of The Understatement.
The Last Shadow Puppets'ın kadrosunda, Myspace sayesinde patlama yapan gruplardan birisi olan Arctic Monkeys'den Alex Turner, The Rascals'dan Miles Kane ve Klaxons'ın Myths of the Near Future albümünün yapımcılığını yapmış olan ve aynı zamanda Simian Mobile Disco üyesi olan James Ford da var.
Grubun kurulmasından önce, Alex Turner grubuyla ufak bir tartışmaya girer ve o anın verdiği sinirle arkadaşı Miles Kane'i arar. İkisi de, yapacakları müzik konusunda ortak noktaya varırlar, Fransa'nın önemli yapımcılarından ve yakın arkadaşları olan James Ford'u da alarak, The Last Shadow Puppets'ı ortaya çıkartırlar.
The Last Shadow Puppets, David Bowie'nin In the Heat of the Morning şarkısına, yayınladıkları ilk single'da şahane bir yorum getirmişti. Yayınlanan bu single, albümün çıkacağı günün geleceğini biraz daha uzatmış oldu.
-ve zaman yavaş akmaya başlar-
Albümün çıkmasından sonra, ağızlarının suları akan biz insanlar yeni albüm için heyecanlanmaya başladık. İkinci albüm için, Miles Kane, The Sun gazetesine verdiği bir ropörtajda "2009 yılı için hazırlık yapıyoruz" demiş. Kendisi bu sıralar The Rascals'la turnede olduğu için The Last Shadow Puppets konserlerine bile gidemezken, ikinci albüm 2009 içersinde nasıl yetişicek diye merak ediyor insan.
Grubu kesinlikle Arctic Monkeys'le kıyaslamamak gerekiyor. Hiç Arctic Monkeys dinlemediyseniz bile -ayıp- tadına bakmanız gereken bir albüm.
The Age Of The Understatement

26 Eylül 2008 Cuma

One Night Only

26 Eylül 2008 Cuma 0

2008 şubatta yani ilk albümleri çıktığı zaman tesadüfen rastlamıştım bu "çıtır" elemanlara sahip gruba. İndirdiğim zamandan sonra sürekli takılmış halde dinlemeye başladım vokalin sesinden pek etkilenmiştim çünkü hemde tarzları çok hoştu indie-pop , indie-rock arasında gidip gelen tatlı bi çizgileri vardı. Herneyse çıktıklarından kısa bir süre sonra "new musical express" de gelecek vaadeden gruplar arasında gösterildi. The editors tadındaki bu başarılı grup hakkınd "ama memleketlerinde bu gruba gıcık olanlar çokmuş çok zengin ailelerden geliyorlarmış ve 'baba parasıyla bi anda albüm yaptılar'" şeklinde birşey duymuştum ama ne kadar doğrudur bilemem. (bol -mış larla -muş larla cümle bir anda "5 çayında one night only dedikodusu yaptığımız zamanlardan birinde" halini almış:)Albümde üstte belirttiğim gibi indie-pop ve indie-rock arasında gidip geliyor. O denge kesinlikle çok güzel kurulmuş. Ayrıcada albümün davulları çok iyi. Gelecek vadeden bir davulcu ve çok etkiliyici bir sesi olan harika bir vokalle beraberiz bu albümde. "You and me"de dans etmekten kendinizi alamıycaksınız. Buyrun o halde.

19 Eylül 2008 Cuma

Kings Of Leon

19 Eylül 2008 Cuma 4
Kings Of Leon eli kulağında yepisyeni ve gerçekten güzel bir albümle kapınızı çalmaya hazırlanıyor. tam olarak 4 gün sonra gelecek yeni albümleri Only by the Night şu an kulaklarımı doldurmakta. bende yeni albümün şerefine Kings Of Leon'u sizlerle paylaşayım dedim. eminim bir çok kişi onların müziğine biraz olsun kulak vermiştir. en azından bir kaç şarkısını dinlemiştir. bizlere Tennessee'den seslenen 3 kardeş+ 1 kuzen formatında pek şukela bir alternative-indie rock grubu Kings Of Leon. grubun ismi üç kardeşin babalarının ve büyükbabalarının adı olan Leon'dan esinlenerek konmuş. vokalistin (caleb followill) gerçekten ilginç bir sesi var. tarif edilemez tam olarak. şarkılara değişik bir hava katıyor. dinlemesini pek eğlenceli kılıyor. 23 eylülde çıkacak albümleriyle birlikte toplam 4 tane albümleri var. albümlerin hepsinde de birbirinden güzel şarkılar yer alıyor. dinlerken gerçekten keyif alabileceğiniz, ilginizi çekeceğini düşündüşüm bir grup Kings Of Leon. şincik bir kıyak geçip daha öncede dediğim gibi yeni albümün şerefine bütün Kings Of Leon albümlerini paylaşacağım burda. isteyenler yeni albümü indirmek yerine Last.fm den de tamamını dinleyebilirler. fakat benim tavsiyem eski albümlerine de mutlaka kulak verilmesidir. indiriniz.dinleyiniz.çok seviniz. iyi eğlenceler.

Youth and Young Manhood(2003)
Aha Shake Hearthbreak(2004)
Because of the Times(2007)
(şifre:gluttony)
Only by the Night(2008)

8 Eylül 2008 Pazartesi

The Subways

8 Eylül 2008 Pazartesi 0
http://userserve-ak.last.fm/serve/_/5053464.jpg
(bugün bu yazıyı ikinci kez yazıyorum. evet aptallığımadoymayayım yazıp bitirdikten gayet hoş bir yazı oluşturduktan sonra kaydetmeden kapattım not defterini. ve şu an aynı satırları ikinci defa yazmaya başlayacağım. beynim peynir olmuş durumda, parmaklarım tuşlara basmayı reddetmekte, midemde bir bulantı oluştu fakat bu yazıyı yazmadan kalkmayacağım bilgisayar başından. yani biraz absürd birşeyler yazarsam mazur görün. tamamen kendi salaklığım ama elden ne gelir. evet efenim başlıyorum gene.)
http://ecx.images-amazon.com/images/I/31KBV7QYASL._SL500_AA240_.jpg
The Subways vokalde şirin sesli Billy Lunn, bass da güzel Charlotte Cooper ve bateride ( onun için uygun bir sıfat bulamadım ama o da hoş bir insan) Josh Morgan dan oluşan bir diğer ingiltereli indie rock grubu. The Subways bu haline gelmeden önce bir çok grup gibi çeşitli aşamalardan geçmiş.ilk olarak billy ve josh Nirvana ve bazı punk şarkılarını coverlamışlar Mustardseed adı altında. daha sonra isimlerini Platypus olarak değiştirmişler. Billy bu sürekli isim değikliğinden rahatsız olmuş ve doğduğu şehirden esinlenerek grubun adının "The Subways" olmasına karar vermiş. o arada billy Charlotte Cooper ile tanışmış ve Charlotte da gruba dahil olmuş. ve evet Charlotte aynı zamanda billy'nin sevgilisi olmakta. billy bazı şarkıları yaparken ondan ilham aldığını söylemiş. gelgelim albümlerine. The Subways'in iki albümü bulunmakta. Young For Eternity temmuz 2005de çıktı. ikinci albümleri olan "All or Nothing" ise henüz çiçeği burnunda bir albüm. 30 haziran 2008 de çıktı o da.
Young for Eternity 12 şarkıdan oluşmakta. albümde gerçekten çok dikkat çeken şarkılarda var kulağa şöyle bir fısıldayıp gidenlerde. "i want to hear what you have got to say" ile albüme başlıyoruz. dikkat çeken şarkılardan biri bu giriş şarkısı. hareketli bir başlangıç zaten albüm genel olarak hareketli. ritmin yavaşladığı bir kaç şarkı var.Rock & Roll Queen adlı bir şarkı var ki albümün en bilinen şarkısı. be my be my be my little rock n roll queeeeen diye avaz avaz bağırıyor billy. basit ama dinlemesi eğlenceli bir şarkı. albüme adını veren Young for Eternity arka planda kalan şarkılardan. sönük kalmış bence biraz ama bol miktarda gürültülü.lines of light bir nebze sakin bir şarkı. No goodbyes ise albümün en şirin şarkısı. bu şarkının klibinin bir kısmı istanbulda geçiyor. bulabilirseniz izleyin. şarkı gibi klibide gayet hoş. son şarkı olan somewhere de ise hidden track olaylarına girmişler.
http://www.aversion.com/news/images/042108_subways.jpg
gelelim ikinci albümlerine. daha bugün elime geçti, yeni dinleme fırsatı buldum ama kesin olarak söyleyebileceğim birşey var ki öncekine göre baya sert bir albüm olmuş. Albümün yapımcılığını Butch Vig üstlenmiş. ilk dört şarkıyla hiç durmayan bir gümbürtü başlıyor. en ufak bir anı yok şarkıların yavaşlayan. fakat söylemeden geçmeyeyim shake!shake! baya dikkatimi çekti. hoş şarkı. tam amanın ne hızlı gidiyoruz böyle derken Move To Newlyn ile yavaşlıyoruz ve bir nefes alıyoruz. ardından albüme adını veren şarkı geliyor. bu da gayet hareketli bir şarkı. ama albümdeki en iyilerden biri bana kalırsa. Turnaround şarkısında billy daha önce benim hiç kendisinden duymadığım bir şey yapmış ve affedersiniz ama öğürmüş resmen. nasıl bir çığlık atımaktır şaştım kaldım. albüm böyle deli gibi giderken birden farklılaşıyoruz biraz Strawberry Blonde şarkısıyla. bu şarkı gerek müziği gerek sözleriyle benim beğenimi kazanmış durumda.albümdeki favori şarkım diyebilirim. Lostboy var ki bir de albümdeki en sakin şarkı. hafif country-folk havası var.Albümde iki tane bonus track ile birlikte toplam 14 şarkı var.

bütün hepsi iyi hoşta söylemeden geçemeyeceğim ikinci albüm biraz hayal kırıklığı yarattı bende. daha iyisini bekliyordum. biraz eski the Subways havasından çıkılmış. daha çok punk rock türü bir albüm olmuş. şimdi linkleride vereyim indirin, dinleyin, sevin.

Young For Eternity

All Or Nothing

Great Glass Elevator

http://b0.ac-images.myspacecdn.com/00120/00/44/120824400_l.jpg
Great Glass Elevator(GGE) diyince hemen aklınıza şu çikolata fabrikasının devamı niteliğinde olan kitap(charlie and the great glass elevator)gelmesin efenim oradaki great glass elevator değil bu. Böyle hoş bir indie grubu var. GGE 2004 yılında California-Orange Country'de kuruldu. Henüz daha elde avuçta bir stüdyo albümleri yok. Fakat pek hoş Ep'leri var. Albümünde yakında gelmesi bekleniyor. Bu yaz sonu büyük ihtimal tekrar tekrar dinleyeceğimiz şukela bir albüm elimizde olacak. Albümden önce bir fikir sahibi olmak isteyenler "Our Hands Turn Into Machines" Ep'lerini grubun kendi sitesinden ücretsiz olarak indirebilirler. Bu Ep'deki 'Drunk on another planet' şarkısı kesinlikle herkesin bir defa dinlemesi gereken bir şarkıdır. Şiddetle tavsiye edilir. Şarkının çok hoş bir klibi de var. Bir ara Punkart adlı programda sıkça veriyordu. İsteYen grubun sitesinden bir tıkla bunu da izleyebilir. Ayrıca dileyen grubun Myspace'ine de göz atabilir. Buyurun ikisinin de linklerini vereyim. İyi eğlenceler.

GGE
MySpace

Yeasayer-All Hour Cymbals


Yeasayer bizlere brooklyn'den seslenen 4 adet uçuk kaçık, deli dolu genç.Nasıl okunuyor ki şimdi bu grubun ismi diye düşünmüştüm ilk dinlediğimde. o noktada imdadıma last.fm yetişti. "yay-sayer" şeklinde telaffuz ediliyormuş. yaptıkları müziğe şu tarz bu tarz demek biraz zor. belirli bi kalıba sokamıyoruz onları. saykodelik, folk tarzı değişik bir şeyler desek yalan olmaz ama. hatta freak folk diye bir türe sokmuşlar bu muhteşem dörtlüyü. ama bunları bırakırsak diyebileceğim bir şey var ki tamamen eğlenceliler uleyn. Yeasayer'ın tek albümü olan All Hour Cymbals 2007 ekiminde çıkmış. kıpır kıpır değişik bir albüm. yerinde duramıyor insan dinlerken. milyonlarca parçaya ayrılmış gökyüzüne bakıp şaşırtan, uçan balıklara özenip kanat çaldırtan, müziğin koltuktan kalkmanız için dürtmesine dayanamayıp elbisenizin etiklerinden tutup döne döne dans etmeyi sağlatan, sesiniz ne kadar kötü olursa olsun içinizdeki umursama duygusunu söküp alan ve güzelim şarkılara garip garip ses efektleriyle eşlik ettiren sihirli bir albüm.eğlenceli bir şekilde çabucak geçiyor albüm ne ara bittiğini anlamadan. tekrar tekrar başa alıp bi milyon(tamam o kadar olmasa da sayamadığım kadar çok kez) kez dinledim albümü. hala da dinliyorum. yemyeşil ovalarda koşup, zıp zıp zıplayarak, dans ederek, salına salına yürüyerek, hayal dünyamın derinliklerinde kaybolup dinlemek istediğim pek güzel şarkılar var albümde.
1 Sunrise
2 Waiting for the Summer
3 2080
4 Germs
5 Ah, Weir
6 No Need to Worry
7 Forgiveness
8 Wintertime
9 Worms
10 Many Waves
11 Red Cave
2080 şarkılarına ait ilginç videoyu buradan izleyebilirsiniz. vokalistin işaret parmağını delice sallayarak söylemesi ayrı bir süperliktir. yakında patlamalarını umduğum bi grup. hatta bu şekilde devam ederlerse kesin buuum diye patlayıp saracaklar dört bir yanı. şimdi heyecanla beklediğiniz o ana geldim. işte linkmink! farklı ve eğlenceli birşeyler arıyorsanız dinleyin sevin. dinledikçe sevin, sevdikçe dinleyin.
(ayrıca bu süpersonik grupla tanışmamı sağladığı için çok sevgili arkadaşıma tişkür ederim)

link!

Band Of Horses-Cease To Begin


Band of Horses seattle'lı indie alternative çizgisinde hareket eden bir grup. vokalin sesi pek güzel. albümlerdeki şarkılara çok iyi gitmiş. biri 2006 diğeri 2007 çıkışlı olmak üzere iki tane albümleri var. ilki "everything all the time". albümde toplam 10 şarkı var. oldukça zevkli şarkılar hepsi. 'The Funeral' albümdeki en dikkat çekici şarkılardan. zaten grubun çıkış parçasıymış. ikinci ve benim favorim olan albümleri "Cease to begin"e geldiğimizde ise 'Is there a ghost' adlı pek güzel bir şarkıyla açıyoruz albümü. ardından gelen 'Ode to LRC' ile daha bir havaya giriyoruz. üçüncü parça 'No one's gonna love you' tek kelimeyle mükemmel. tekrar tekrar dinleyesi geliyor insanın. ayrıca sevemez kimse senii benim sevdiğim kadaar şeklinde sözleriyle türk sanat musikisinden bir şarkıyı getiriyor insanın aklına. 'Detlef Schrempf' albümdeki 3 slow şarkıdan biri. diğer ikisi 'marry song' ve ' window blues'. window blues albümün son şarkısı ve gayet hoş bir şekilde bitirmemizi sağlıyor dinlerken.bu albümde de 10 şarkı var listesi şu şekilde.
1.Is There a Ghost
2.Ode to LRC
3.No One's Gonna Love You
4.Detlef Schrempf
5.The General Specific
6.Lamb on the Lam (in the City)
7.Islands on the Coas
8.Marry Song
9.Cigarettes, Wedding Bands
10.Window Blues
Kısacası eğer indie tarzı müzik seviyorsanız Band of Horses beğenebileceğiniz hoş bir grup. "Cease to begin" albümünü aşağıdaki linkten edinebilirsiniz. iyi eğlenceler.

link!

The Sunshine Underground-Raise The Alarm


İtiraf etmeliyim ki bi kaç gün önce ne dinlesemde bloga yazsam sıkıntısı içerisinde arşivimi karıştırırken gözüme the sunshine underground ilişti. Uzun zamandır dinlemediğim "put you in your place" şarkısına tıklayıverdim ve o müthiş tempo ve küçük çığlıklardan oluşan insanın içinde bağıra bağıra şarkıyı söyleme isteği uyandıran müziğe kendimi kaptırmıştım bile.
Ne yazık ki tek albümleri olan "Raise The Alarm" albümünü en baştan dinlemeye başladım. Tekrar tekrar dinledim, dinledim ve şunu söylemeliyim ki kesinlikle sıkmayan bir albüm kendisi. Başladığı andan itibaren tam gaz ilerleyen, yerinde durmayan, şarkılar geçtikçe sizinde kendinizi bu müthiş hareketli tempoya daha da kaptırıp elinizle ayağınızla ritim tutmakla kalmayıp kalkıp dans etmeyi isteyebileceğiniz gayet hoş ve eğlenceli bir albüm. Albüme giriş şarkısı olan "wake up" gayet başarılı bulduğum albümdeki favori şarkılarımdan biri. Ardından gelen ve benim grupla tanışmama vesile olmuş şahane şarkı "put you in your place" ise en sevdiğim şarkı diyebileceğim şarkıdır bu albümde. solistin satır sonlarındaki kelimeleri uzatarak söylemesi ve sesini kalınlaştırıp inceltmesi, deli gibi ilerleyen müzik ve tekrarlanan dizeler hepsi çok güzel bir uyum içinde. birbiri ardına bomba gibi gelen "dead scene" , "the way it is" ve "commercial breakdown" la iyiden iyiye albüme kaptıyor insan kendini. "somebody's always getting in the way" e geldiğimizde biraz sakinliğin iyi olacağını düşünmüş olabilirler ki tempo biraz düşüyor bu şarkıda. ama hemen ardından gene hızlanmaya başlıyor durmadan. son şarkıya dek sıkılmadan dinlediğim albümde, albüme adını veren "raise the alarm(plus hidden track)" ile gayet hoş, yakışır bir kapanış yapıyorlar. artık şarkının patlama noktasına geldiği yerde daha da hız kazanarak müthiş bir bitiş yapıyor şarkı. sonra tam artık derin bir nefes alıp albümün bittiğini düşündüğünüz yerden tekrar yeni bir şarkı başlıyor. tam bu durguluğun ardından başlayan hidden track bölümüyle tekrar katılıyorsunuz albüme.
albümdeki şarkılar şöyle;
1. Wake Up
2. Put You In Your Place
3. Dead Scene
4. The Way It Is
5. Commercial Breakdown
6. Somebody's Always Getting In The Way
7. Borders
8. Panic Attack
9. I Ain't Losing Any Sleep
10. My Army
11. Raise The Alarm
Benim dinlerken çok eğlendiğim hoş bir grup The Sunshine Underground.gerçekten bir kalıba sokmak zor onları.dinlemeden karar veremeyeceğiniz bir şey. son olarak resmi sitelerinden yaptığım şu alıntıyla bitireyim yazımı.
"Slippery buggers, The Sunshine Underground. Trust me. Try and put them in a box and they just won’t fit, no matter how hard you push. Try and label them and it just won’t stick. They're not a band you can pigeon-hole, more one you just have to accept. To quote a fellow sonic traveller: don't fight it, feel it."
link!!

Mates Of State


Ayda bir yazmak gibi mükemmel ötesi istatistiklere sahip biri olarak bunu yenip bu ay şunu 2 yapayım dedim ve karşınıza Conan O'Brien'dan tastikli Mates of State'i getirdim. İstedim ki bütün albümleri paylaşayım ama bu aralar torrent olarak hummalı bir çalışma içerisinde dizi indirdiğim için sadece 20 mayıs 2008 çıkışlı albümlerini paylaşıyorum. Zaten beğenelim bi gerisi gelir yahu (Our Constant Concern yolda (= ). Dediğim gibi geçtiğimiz cuma Late Night With Conan O'Brien programına konuk olup bu albümden çok enerjik cıvıl cıvıl bi parça söyleyip beğenimi kazandılar ve sizlerin huzuruna sunmamı sağladılar. Kori Gardner ve Jasen Hammel piyano ve bateriyi o kadar iyi kullanıyorlar ki gitar sesinin olmaması hiçte sırıtmıyor.

iyi günler dilerim efendim.
Link

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates