23 Kasım 2009 Pazartesi

Patrick Wolf

23 Kasım 2009 Pazartesi 0

İşte günümüz David Bowie’si karşımızda. Garip-pop-star havaları Glam kadar sert değil, ancak basit popülerlik ile de bağdaştırılmayacak kadar özgür, epey farklı, zaman zaman melankolik ve ya eh tabii elektronik. Gerçekten enteresan bir şeyler yapılıyor orada: kemanlar, viyolonseller, org sesleri hatta atari, savaş sesleri…
İlk albümünü 20 yaşında piyasaya süren Wolf’un star’lık kariyeri zaman zaman çöküşü bulmuş olsa da bence müzikte kendi yerini bulduğu için en azından çizgisinden ödün vermeyen kulaklara müzik bize. Üretkenliği ve farklı müzik tarzı da onu götürüyor güzelce.

Ayrıca şöyle birkaç röportajlarına göz attığımızda da kendini yansıtan o kıyafetleri kadar ilginç bir insan. Sosyolojik bir araştırma eşiğine getirmedi değil ama The London Paper (Bay Mackenzie’ye) gazetesine “In the same way I don’t know if my sixth album is going to be a death-metal record or children's pop, I don’t know whether I’m destined to live my life with a horse, a woman or a man. It makes life easier." Kabaca çevirmeye çalıştım ben de: “Aynı şekilde eğer altıncı stüdyo albümünün soundu deathmetal ve da çocuk-pop tarzında olursa, bir at, kadın ya da bir erkeğin kaderim olmayacağını bilemem. Yaşamım kolaylaşır belki de o zaman.” Yani yapmak istediğim cinsel tercihlerini buluşturmak değil elbette. Ancak verdiği cevaplarda bile müziğinden referans vermek gerçekten içten geliyor.

David Bowie yıl 2010 desek de, kendi yolunu çizen biri Patrick Wolf. The Conqueror albümün de yolda olduğunu bilmek güzel oldu! Arcade Fire, Owen Pallett, Larrikin Love ile de çalışıyor ara sıra keman konusunda. Pallett, Wolf’un konser videolarında da oldukça karşımızda ya da Wolf, Pallett’in. Final Fantasy kemansız düşünülemez, Wolf’un olduğu kadar.

• 2003: Lycanthropy
• 2005: Wind in the Wires
• 2007: The Magic Position
• 2009: The Bachelor
• 2010: The Conqueror

Bu da Magic Position klibi. Belki ufak bir fikir.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Editors - In This Light And On This Evening

9 Kasım 2009 Pazartesi 8



Şu 2009 yılının son çeyreğinin içindeyken şöyle geriye dönüp bakıyorum da aklımda kalan albüm sayısı yirmiden fazla değildir. Bunların içerisinde biri var ki sanırım 2009'un en iyi albümü bu diyorum . Evet Editors'ın son albümünden bahsediyorum.

Şimdi size gelip Editors 2002'de Staffordshire'da kurulmuş bir indie rock grubudur gibi açıklayıcı bi yazı yazmayacağım, zaten adamlar geldi her tarafta klipleri gösterildi bilen bilir. Benim asıl olarak anlatmak istediğim şey Editors'taki değişim. Albüme bakacak olursanız eski albümlerindeki indie rock ritmlerin yerini industrial ritmler almış (bkz. ilk single: Papillon). Bu değişimin sonucunda müzik genel olarak indie rock'tan uzaklaşmış ve albüme hakim olan hava karanlıklaşmış. Artan synthesizer kullanımı ile birlikte genel hatlarda Fransız Coldwave, EBM, Goth, ve Post Punk türlerine yaklaşılmış. Bu aslında çok da yeni bişey değil bu tarzları tekrar canlandırmaya çalışan ilk grup Editors da değil (bkz. Project: KOMAKINO) ancak bu işi bence en iyi beceren grup onlar olmuş.

Son zamanlarda indie rock müziğin zamanını doldurduğunu düşünen ve işlerin biraz daha karanlıklaşmaya başlamasını isteyen benim gibi kişiler için Editors albümü size biraz olsun Bauhaus, Norma Loy, Joy Division hissini yaşatabilir.

Goth Rising...



not: Albümün limited edition versiyonundaki ek cd'de bulunan 5 şarkı neden albüme koyulmamış bilmiyorum, inanılmaz şarkılar var örneğin "This House Is Full Of Noise"...

1 Kasım 2009 Pazar

Dirty Projectors

1 Kasım 2009 Pazar 3
Photobucket


2009 yılında albüm çıkaran bir diğer müzik grubu da Dirty Projectors,hatta bu albümün üzerine geçtiğimiz eylül ayında yeni bir EP bile çıkardılar.Albümün adı 'Bitte Orca' yani almanca 'Lütfen Balina' demekmiş.EP ise 'Temecula Sunrise'.Brooklyn çıkışlı grup Dirty Projectors 2002 yılında
Yale öğrencisi Dave Longstreth tarafından kurulmuş.Grubun üyeleri ise şöyle fotoğraftaki sıralarına göre ,sol üst:Brian Mcomber ,orta üst:Haley Dekle ,sağ üst:Angel Deradoorian ,sol alt:Nat Baldwin, orta alt:Amber Coffman ,sağ alt:Dave Longstreth.

myspace sayfası


Bu aşağıdaki de izlemekten yıllardır hiç sıkılmadığım 'La Blogotheque' videoları.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Sunset Rubdown

28 Ekim 2009 Çarşamba 1
Photobucket


Kanadalı indie rock grubu Sunset Rubdown,Wolf Parade grubundan Spencer Krug'un solo proje yapma fikriyle başladı.Zaten ilk yayınlanan Sunset Rubdown kaydı ‘Snake’s Got A Leg’ Krug’un yatak odasında tek başına kaydettiği işlerden ibaret.Röpörtajlarında söylediğine göre parçalarını canlı çalmak istemiş ve bir kaç arkadaşından onunla sahneye çıkmalarını rica etmiş daha sonrada beraber kayıt yapıp,beğenilen kayıt için turneye çıktıklarında farketmişlerki bu ciddi ciddi yeni bir grup işi.Grubun 2008'de katılan Marc Nicol ile beraber son hali şöyle:
Spencer Krug (vocals, guitar, keyboards), Camilla Wynne Ingr (percussion, keyboards, vocals), Michael Doerkson (bass, guitar, drums), Marc Nicol (bass, kimbala), Jordan Robson-Cramer (drums, guitar)

Sunset Rubdown'ın dördüncü LP kaydı olan Dragonslayer'ın geçtimiz yazın başında yayınlandı ve bence Grizzly Bear'ın Veckatimest'i ve Dragonslayer bu yazın en güzel albümleriydi.Sunset Rubdown'ın müziğinde de sözlerinde de ilk bir kaç dinleyişte rahatsız edici birşeyler olduğu tepkisini aldım hep ve kendim ilk dinlediğimde de sevmemiştim açıkcası.Çünkü alışalagelmiş kalıpların çok dışından soyut ve karmaşık sözleri ve bilindik indie marşı müziklerinin çok dışındaki soundlarıyla alışması zor vazgeçmesi imkansız bir yerdeler.Krug'un vokalindeki nefes nefese Bowie benzerliği ve yazdığı sözlerdeki gizem perdesinin aralarındaki rahatsız edici derecedeki gerçek samimiyet ve gerçek acı ve gerçek mutluluk yani gerçek duygular içine girildimi insanın beyninde yankılanmıyor değil.İçten bir üzgünlük ve kızgınlıkla ettiği küfürleri var parçalarında.Beni en çok etkileyen o haykırışlarındaki gerçeklik hissi.Mesela 'The Men Are Called Horsemen There' isimli parçasının sonunda 'Where someone says fuck me someone else says,ok' cümlesi ya da en şahane parçası olduğunu düşündüğüm 'The Empty Threats Of Little Lord' da 'You Snake' dediği an.Aslında böyle teker teker anlatmakla hiç olmaz.En iyisi dinleyin kendiniz duyun.

myspace sayfası

29 Temmuz 2009 Çarşamba

madensuyu

29 Temmuz 2009 Çarşamba 2
2 tane şirin insandan oluşan güzel seslere sahip bir belçikalı grup.
3 gün önce brükselliveda izledim ve inanılmaz beğendim. (itiraf ediyorum aslında ilk başta beni sahneye çeken melodiler değil grubun ismiydi. maden suyu. aa türkçe be bu.) Enerjileri, sahne duruşları harikuladeydi.
Demolarına falan ulaşamadım o yüzden myspace linkiyle idare edicez, şimdilik :)
Myspace

28 Temmuz 2009 Salı

Unknown Pleasures

28 Temmuz 2009 Salı 1

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Bishop Allen

6 Temmuz 2009 Pazartesi 0

Albüm kulağınızla ilk buluştuğu an ayaklarınıza da vurabilme ihtimali yüksek! “Grrr…” albümü ile tanıştık biz, ama hemencecik sevmeme yetti zaten. Farklı enstrüman tatları alınan bu grup Brooklyn’li. Aklımıza Nick and Norah’s Infinite Playlist filmi geliyor zaten… Konser görüntüleri ile performans oyunculuğu da yaptılar. Film de güzeldir, bir aralık bakın ona da.

3 albüm ve 12 ep sahibi. Bu kadar ep sahibi olmak bence sinir bozucu. Yok yani topla albüm yap adam gibi 2 tane daha. Ancak aylara göre eğlencelik ep’ler yapmışlar, kalbimizi kazanmışlar. 2006’nin her ayına dörder şarkılık bir ep adamış adamlar. JULY pek popülermiş, haberimiz olsun.

Grup üyeleri Christian Rudder, Justin Rice ve arkadaşlarından ibaret. Öyle arada bulduklarına bir şeyler çaldırıyorlar, ben baktım. Mesela Michael Tapper var, davul çalmış Bishop Allen’da, We are the Scientists’in davulcusu asıl. İnternet çevresinde yoğun bir bilgi bulanamıyor. Hani diyoruz zaten bulup ne yapacağız. Dinleyelim eğlenelim. Avrupa turnesine çok çıkıyorlar, umarız buraya da gelirler. Soracağımızı kendilerine sorarız. Böyle eğlencelik partilik güzel şeyler yapıyor çocuklar. Buradan da aferin diyoruz.

Albümler:
Grrr
The Broken String
Charm School

Ep’ler:

January
February
March
April
May
June
July
August
September
October
November
December



sitesi.

5 Temmuz 2009 Pazar

Love Of The Common People Sunar

5 Temmuz 2009 Pazar 0

Don Lennon


Geçenlerde dinlemek için dingin şeyler arıyordum. Ne dinlesem de aradığım huzuru bulamadım. Sonra aklıma Don Lennon'ların bir köşede beklediği geldi.

Lennon gerçekten de az bilinen biri. İlk albümünü 1997'de çıkarmış. Sonra da devamı hep gelmiş.

Maniac 1997
Don Lennon 1999
Downtown 2002
Routine 2005
Radical 2006

Myspace
Resmi Site

2 Temmuz 2009 Perşembe

The Birdcage - Room3

2 Temmuz 2009 Perşembe 2


Merabalar sevgili okurlar. Kaybolmuşluğun içinden olağanüstü bir durumdan ötürü çıktığımı bildirip sizi kucaklıyorum. Kavuşma merasimini uzatmadan konuya gireyim hemencecik. Bildiğiniz (veya yeni öğreniyorsunuz) gibi bu yakınlarda loveofthecommonpeople etkinlik bıdısı var ve bu olayla ilgili sevgili Yiğit arkadaşım Merve adında sıradışı müzikler yapan bir müzisyen de çağırmış. Ben de merak ettim araştırdım, buldum. Myspace'de thebirdcage0000 adında bir sayfası var merak eden oradan ulaşabilir kendisine, zira ben de öyle yapmayı planlıyordum ama sonradan olayın büyüsünün bozulmaması açısından o gün tanışmaya karar verdim (iple çekiyorum). Neyse, yeterince anlattım, ama sanırım daha albüm için hiçbir şey söylemedim.

Kapıdan geçerken lütfen bedenlerinizi kenara bırakın çünkü ruhunuzla uzun bir yolculuğa çıkacaksınız.

Kapıyı geçtikten sonra biraz ilerlerseniz oradaki elma ağacını göreceksiniz. Ona yaklaştıkça bir müzik çalınacak kulağınıza gidip ağacın altında oturma isteği uyanacak ruhlarınızda. Oturunca etrafınızı çevreleyecek ve düşüncelerinizi dans ettirecek. Ritmin en ufak değişikliği bile ruhlanıza yansıyacak. Kulağınıza sözler fısıldanmaya başladığında dünyadan uzaklaşacaksınız. Küçük bir prens gibi galaksiyi dolaşacak yıldızlara dokunup onlarla konuşacaksınız. Hemen ardından bir düş görmeye başlayacaksınız. Bulduğunuz bir gezegene oturacaksınız. Gözlerinizi kapatınca günün maviliğinde bulutlar arasında uçacaksınız, en derin maviye dalıcaksınız ve orada kendi dünyanızı yaratmaya başlıyacaksınız. Ve Gabriel ile tanışacaksınız. Size gel gitler yaşatacak başta ama daha sonra ruhunuzu okşayacak. Dünyanızdaki eksikleri tamamlatacak. Sonunda Gabriel, Molinin Yakasına götürecek ve karanlıkla birlikte ortadan kaybolacak. Gecenin içinde sanki dalga sesleri duyacaksınız ve bu seslere uzaklardan gecenin bir yarısı çalınan piyanonun açık pencereden giren ezgisi karışacak. Yakınlarınızda bir konuşma duyacaksınız. Ufak bir kız çocuğu hafiften kikirdeyecek yanındakilere ve senin dünyanı anlatacak. Sabah olmak üzereyken piyanonun son notalarını duyacaksınız. Gecenin siyahına turuncu ve sarı karışacak. Güneş henüz doğmamışken üşüyeceksiniz. Yanınızda bir araba duracak ve güneşin ilk ışığı yüzünüze vuracak. Bir şelalenin yanında durduğunuzu göreceksiniz. Soğuktan titredikçe güneşin doğuşunu daha bir heyecanla bekleyeceksiniz. Daha tamamını göremeden geri sayım duyacaksınız ve yavaş yavaş hayalinizin sona erdiğini anlayacaksınız. Gökyüzü herzamanki maviliğine bürünmeyecek. Bir ressamın tuvalindeki vanilya renkli gökyüzüne dönüşecek. Ve dünyanızın yıkılış sesleri çınlayacak, etrafta yalnız ve hüzünlü bir çocuk dolaşacak; ağlayacak. Son kez rüzgar esecek cam bardaklara vuracak piyanonun tuşlarına dokunacak ve uyanacaksınız. Elma ağacının altından kalkacaksınız kapıya yöneleceksiniz. Müzik ruhunuzu terk edecek. Kapıdan çıkarken bedeninizin yanında bir greyfurt bulacaksınız.

room3

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates