12 Ocak 2010 Salı

Okkervil River - The Stage Name

12 Ocak 2010 Salı 0

Selam! Öncelikle uzun zamandır yazamadığım için blogu takip eden ve yazan arkadaşlarımdan özür dilemek istiyorum. Neden yazamıyorsun diye sorarsanız da imkansızlık cevabını verebilirim. Okkervil River'in Austin'li bir indie rock grubu olduğunu biliyoruz o yüzden direk The Stage Name'den bahsedeceğim. Albüm alışıldık çizgiden çıkmadan eğlenceli bir ziyafet sunuyor. Grubun hızla giden şarkıları bir anda yavaşlatması ve yavaş gidenleri de bir anda eğlenceli bir havaya büründürmesi bu albümde de devam ettiğini söyleyebilirim. Her ne kadar bu özellikleri barındırsa da albüm yenilikçi bir şey vaat etmediğinden Black Sheep Boy albümünün gölgesinde kalmaktan kurtulamıyor. Benim kanaatimce Okkervil River da albümden pek memnun olmamış ki hemen bir sene sonra The Stand Ins.'i piyasaya çıkardılar.

myspace/okkervil river

10 Ocak 2010 Pazar

Bolt Action Five (Is Dead)

10 Ocak 2010 Pazar 0



Bolt Action Five, kendilerini endüstriyel pop kategorisi altında tanımlayan Londra çıkışlı -eski- bir indie rock grubu. 2006'da kurulmuş ve 2008 yılında dağılmış (fazla imaj derdine düşmekten olması mümkün gibi) hatta albümsüz fakat wikipediye adını yazdırmış bir ün aralığında bir grup; denemeye değer, zira gene aynı ün derecesindeki dergilerce synth heavy urgent space-indie magic şeklinde tanımlanan bir müzik yapmışlar zamanında. Hadouken!, Shitdisco, Late of the Pier, Clor, Test Icicles (Bolt Action Five'ın 'Think Fast' adlı şarkılarında bu tadı almak mümkün), Klaxons, Metronomy ve M.I.T. karışımı tadındaki grubun eski üyeleri şimdi Fables ve Danimal Kingdom adlı projelerde takip edilebilir:

http://www.myspace.com/fablesmyspace
http://www.myspace.com/kingdomofdanimal



ve Bolt Action Five'ın bağımlılık yapabilen parçası 'Can The Freedom Regulate The Volume?':

9 Ocak 2010 Cumartesi

Charlotte Gainsbourg

9 Ocak 2010 Cumartesi 4
Herkes Charlotte Gainsbourg'u tanıyor değil mi? Kim olduğunu anlatmama gerek var mı? The Science Of Sleep'i de mi izlemediniz yoksa? Tamam, hepsini geçtim; Serge Gainsbourg ve Jane Birkin'in efsane aşkı? Eğer kim olduğunu bilmiyorsanız, biraz yorulun ve araştırın. Bu zamana kadar yaptığınız tembelliği telafi edin. Charlotte Gainsbourg 2. albümünü yayınladı. Aslında 3. sayılabilir. Kendisi daha 15 yaşında bir kız çocuğuyken, babasının şarkılarını söylediği Charlotte For Ever albümü pek de dikkate alınası bir albüm değil. 2. albüm Beck'in katkısıyla ortaya çıktı. İlk albüm de Air ve Jarvis Cocker desteğiyle çıkmıştı. Yeni bir albümde bir Guy Garvey parmağı olur mu diye düşünmedim değil. Ama tabii ki böyle bir şeyin gerçekleşmesi pek mümkün değil. Charlotte Gainsbourg'a karşı ne kadar bir sempatim olsa da, en sevdiğim müzisyenlerden birisi olan Guy Garvey'in böyle bir albüm yapmaya pek sempatiyle bakacağını sanmıyorum. Ama insan yine de merak ediyor. Beck, Air ve Jarvis Cocker gibi übermensch'lerin katkısıyla böyle bir şey ortaya çıkıyorsa, diğer bir übermensch Guy Garvey'le neler yapardı diye. Charlotte Gainsbourg'u tanımayanlar, hala araştırmadınız değil mi? Yazının bitmesini mi bekliyorsunuz yoksa? Tamam, peki o zaman. Küçük bir bilgi size; Charlotte Gainsbourg, Serge Gainbourg ve Jane Birkin'in arasında geçen, ve kült film olası aşkın meyvesi. Bu yüzden kendisinin de insan üstü yeteneklere sahip olması gerektiği gibi bir fikir var ortada. Tamam, oyunculuk açısından iyi bir yeteneği var, şarkı söylemesi de bir o kadar iyi. Ama çıkarttığı bu iki albümde de başkalarının şarkılarını söyledi. Kendisinin çok iyi bir solist olduğunu söyleyebilirim, ama müzisyen olduğunu kabul edemem malesef. Yeteneği olmadığından değil, kendisinin piyano çaldığını ve müzik bilgisinin olduğunu biliyoruz. Albümlerinde neden böyle bir yol seçtiğini anlamaya çalışmak, sizi biraz paranoyakça düşüncelere sevk edebiliyor. Örnek olarak; Pazarlama stratejisi? Air, Jarvis Cocker ve Beck sevenlerin de Charlotte Gainsbourg'a kulak kabartması? Bu müzisyenlerin, insan üstü olduğu sanılan bu kadının albümüne destek vererek, çorbada tuzum olsun da, bu süper insanın bulunduğu yerde benim de payım olsun mantığı? Ya da sadece Serge Gainsbourg ve Jane Birkin'e olan hürmet? Hepsi benim saçma fikirlerim olabilir tabii. Bunların dışında, 2009 tarihli IRM kötü bir albüm mü? Kesinlikle değil. Bünyede 5:55 etkisi yapmasa da dinlemeye değer. Bir Beck albümünü Charlotte Gainbourg yorumuyla dinliyormuş gibi bir tat var ortada. Heaven Can Wait çıkış şarkısı olarak seçilmişti. Klibinin güzelliğine kapılıp, onlarca kez izleyip, dinledikten sonra bu şarkının gerçekten iyi olduğuna karar verdim. Şarkının sözlerini de güzel kelimesiyle açıklamak yanlış olur. Daha iyi bir kelime düşünün ve güzel kelimesinin yerine onu koyun. Bu albümde dikkatimi çeken bir diğer şarkı da Me and Jane Doe oldu. Anti-folk akımının kıvırcıklı saçlı, garip kadını Kimya Dawson'ın şarkılarını andırıyor bu şarkı. Bu sebepten olsa gerek, bu şarkıyı da albümün güzel şarkıları arasına ekledim kendi çapımda. IRM ve Master's Hand de es geçilmemesi gereken şarkılar.2009'un son anlarında çıkan bu albüm kesinlikle dinlenmesi gereken bir albüm, fakat söylediğim gibi ortada bir 5:55 durumu yok. Şimdiden söyleyeyim de üzülmeyin.

Espers


The Demolished Man. Alfred Bester'ın 1953 tarihli kitabının ismi. Türkçeye Yıkım'a Giden Adam olarak çevrilmiş. The Demolished Man filminin de senaryosu bu kitaba dayanır. Ben Reich'ın 24. yüzyılda planladığı bir cinayetle başlar kitap. 24. yüzyılda cinayet çok ütopik kavramdır, 21. yüzyıldan beri kimse öldürürmemiştir çünkü. Fakat başarılı olur. Rakip şirketin kurucusu, başkanı her şeyi olan Craye D'Courtney'i, teklif edilen birleşme teklifini kabul etmediği için öldürür. Ya da Ben Reich öyle sanar. Peşine düşen, kafasına koyduğunu yapan, güçlü karakterli bir polis olan Lincoln Powell bu işin peşini bırakmaya niyetli değildir. Bir Esper olan Lincoln Powell zihin okuyup, karşısındaki diğer esperlerle ağzını açmadan konuşabilirdi. Esperlerin böyle bir özelliği vardı. Bu özellik sayesinde Ben Reich, Powell'dan, dolayısıyla kanundan kaçamayacaktır. Ama cinayeti işleyebilmesini sağlayan şey de, bir kaç esperin kendisine yardım etmesi, ve Reich'in öğrendiği, esperlerin kafasını karıştırmasını sağlayan aptal bir şarkıdır. Evet, grubun ismi bu kitaptan geliyor. Esper'in tam anlamı "extra sensory perception" şeklinde. Espers, Amerikalı bir grup ve 2002'den beri ortalardalar. Bu zamana kadar 4 tane albüm ve ep çıkartmışlar. En son çıkan albümleri 2009 tarihli III. The Weed Tree de ep şeklinde yayınlamış tek kayıtları. Bu Ep'nin kapağındaki, ağaç ve tohumlar gayet keyifli duruyor. Ve kapağı hoş bi hale getiriyor. Albümdeki şarkılar genel olarak yavaş bir havada ilerliyor. Folk tanımını rahatlıkla kullanabileceğimiz bir grup. The Weed Tree EP'sindeki Rosemary Lane ve Flaming Telepaths bence en güzel Espers şarkılarından. Flaming Telepaths 9 dakikalık bir şarkı. Ama en ufak bir sıkıntı, bayıklık barındırmıyorlar içinde. Şarkının her saniyesi ayrı bir zevkle dinleniyor. Geçtiğimiz aylarda Bant Dergisinin organize ettiği gecede Ghost grubundan Masaki Batoh ile Espers'dan Helena Espvall birlikte sahneye çıkmışlardı. Malesef izleme fırsatı bulamadım. 2009 yılı içersinde kaçırdığım için üzüldüğüm konserlerden birisidir. Grouper, Wildbirds & Peacedrums, M83 ve Oi Va Voi da diğerleri. Espers, çok şaşalı bir grup değil. Çıkacakları konser için bir milyon dolar istemiyorlar, sadece sahneye çıkıp şarkılarını çalıyorlar. Şarkıları da gayet basit, daha doğrusu sade. Bu sadeliği de en iyişekilde kullanıp, kulaklarımızın pasını siliyorlar. Bağımlılık yapabilecek bir grup.

3 Ocak 2010 Pazar

Soundgarden Yeniden Aramızda!

3 Ocak 2010 Pazar 0
Chris Cornell; "Grunge’ın şövalyeleri yeniden sahada."



Grunge müziğin bilinen haykırış ve riff tedarikçisi Soundgarden grubu toplamış durumda. 1 Ocak 2010 günü Chris Cornel’ın Twitter sayfasında hayranlarının e-posta ile haber verilen yeni sitesinin de linkini ekleyerek yazdığı gibi, “12 yıllık ara bitiyor ve işimize geri dönüyoruz. Grunge’ın şövalyeleri yeniden sahada.”

Elle tutulur birleşme detayları aslında şimdilik oldukça zayıf olsa da, Billboard bu Seattle’lı grubun –vokalde Chris Cornell, gitarda Kim Thayil, basta Ben Shepherd ve bugünkü Pearl Jam davulcusu Matt Cameron- ilk bahar ve yaz döneminde festivallere katılacağını bildirdi. Soundgarden 1984’te başlayıp, 1994’te Superunknown ile üne kavuşmuş ve 1997’de yollarını ayırmıştı. Dörtlü o günden sonra beraber çalmadılarsa da Cameron, Thayil ve Shepherd bazı Soundgarden parçalarını geçen martta çaldılar ve Cornell The Temple of the Dog klasiği “Hunger Strike”la ekimde Cameron ve diğer Pearl Jam tayfasıyla Los Angeles’ta katılmıştı.

Bu birleşmenin en büyük sorusu ise 2010’da Pearl Jam ile pek çok konseri olan Cameron çoktan Line Up’ı hazırlandı ve geçenlerde Yeni Zelanda web sitesine Soundgarden’ın geleceği hakkındaki sorulara, “Bir grubu yeniden toplamak aklımdaki son şey.” şeklinde cevap verdi. Ama en azından Chris Cornel muhtemelen 2010’da Timbaland tarafından solo albüm çıkarmayacak ya, biz buna minnettarız.

Ryan Dombal tarafından 2 Ocak 2010’da yazılmıştır.



Pitchfork sitesinden alınmıştır. İyi-kötü çeviri yapmaya çalışsam da hatalarımı mazur görmenizi dilerim. İşte gerçek linki.

27 Aralık 2009 Pazar

Jónsi Birgisson

27 Aralık 2009 Pazar 1
Sigur Rós'tan tanıdığımız Jónsi Birgisson'un bir süredir üzerinde çalışmakta olduğu Go albümünden ilk nağmeler sonunda kulaklarımıza ulaştı. Bir süredir
Jónsi & Ale projeleriyle gündemde olan Jónsi'nin yeni albümünden ilk single'ı 'Boy Lilikoi', bu solo projenin Sigur Rós'un temellerimden uzaklaşmadığının sinyallerini verirken, Jónsi'nin bu sefer İngilizce söylemesi ve İngilizce telaffuzu dinleyiciyi büyük oranda şaşkınlığa ve yer yer hayal kırıklığında uğratsa da, genel olarak bu şarkının muhteşem bir müzikal ziyafet olduğu konusunda herkes hemfikir gibi. Pitchfork'un 10 üzerinden 8'le taçlandırdığı parça, belki de en güzel şekilde kendileri tarafından anlatılmış: "Teacups or toucans or maybe sea urchins spontaneously line up to sing and dance as if their entire little lives were building up to this exact moment."

Taze videosu da Jónsi'nin memleketi İzlanda'nın soğuğuyla şarkısının sıcaklığını buluşturmak ister, hatta içinde geçen 'Say no more, use your eyes' dizesini de onaylar gibi:







Bahsi geçen parçayı indirmek, albümün kayıt sürecine tanıklık etmek ve her gün yeni bir Jónsi sürpriziyle karşılaşma şansı için: http://www.jonsi.com/

Entertainment For The Braindead

Julia Kotowski Almanya'nın çıkarttığı yeni nesil sanatçılardan birisi. Entertainment For The Braindead takma ismini kullanıyor. İlk olarak, kullandığı bu isim yüzünden insanların ilgisini çekmeyi başarıyor. Bir kaç arkadaşım sadece isminin çekiciliğine kapılıp dinlemeye başlamıştı. Julia'nın dinlediğim ilk albümü Hydrophobia'ydı. Tüm albümleri bağlı olduğu Aaahh Records'un sayfasından indirilebiliyor. Seven(+1) ve Hypersomnia albümleri var. Julia ya da Aaahh Records, ortaya çıkan müzik için lo-fi lullaby demiş. Bu etiket çok hoşuma gitti. Yapılan müziği tam olarak ortaya koyduğu gibi Eftb'nin müziğindeki sıcak ve sevimli havayı da yansıtıyor. Julia ufak tefek bir kız. Kocaman yeşil gözleri ve dudağının hemen üstündeki beniyle yaptığı müzik kadar sevimli. Ayrıca baya da alçakgönüllü. Lastfm sayfasına denk gelmiştim, heyecanla "Julia, sen misin? Vay canına. Meraba" yazmıştım. Cevap olarak şöyle demişti, "erp, yes. no big deal. and who are you?". Onun yerinde olsaydım, "evet, evet ben julia'yım, hani şu lastfm sayfanda en tepedeki grup benim grubum" derdim.
Julia, gitar, perküsyon, üflemeli enstrümanlara ve bilgisayardan yazılmış olan ritimlere sıklıkla şarkılarında yer veriyor. Eftb hiçbir enstrüman kullanmasa da keyifle dinlenebilecek bir müzik yapıyor. Julia'nın sesindeki yumuşaklık ve bahsedildiği gibi ninni tonu gözlerinizi kapattığınızda çimlerin üzerinde uzanıyormuşsunuz hissi yaratıyor. Şarkı sözleri genelde eğlenceli olmasa, anlattıklarını kendinize yakın bulmanız mümkün. Örnek olarak; "Did you really think that everything will be allright?", "No, this is what you get."
Bu grubu ilk duyduğumda İstanbul'dayım, bi yetenek sınavına başvurmak için gitmiştim. Başvuru dışında bir kaç arkadaşımla buluşmayı da planlıyordum. Ki, öyle de yaptım. Biraz içerek, konuştuk. Eğlenceliydi. Ama içerken durmayı becerememiştim. Garip bir şekilde, -tüm gün kalacak yer aramaya uğraşıp, başarısız olmuştum- kalmaya gideceğim eve gitmeden önce bir arkadaşımla daha önceden konuştuğumuz bir konu hakkında tekrar konuştuk. Bana panik yapma dedi. Ve bunu bir kaç kez söyledi. Birisi size "panik yapma" diyorsa, panik yapmamalısınız. Ve panik yaptım. Pek hoş olmayan şeyler oldu. Sabah uyandığımda inanılmaz bir baş dönmesi, baş ağrısı ve uykusuzluk vardı bünyemde. Kahve içmeye çalıştığım yerde, sigara yasağından dolayı ayakta kalan bir adam, tek başına oturan bir kızın yanına gelip "oturabilir miyim? her yer dolmuş" diyerek yakınlaşmaya çalışıyordu. Güldüm. Daha sonra konuşması, planlandığı açıkça belli olan bir halde, -çocuk sandalyede bi sağa bi sola kayıyor, ellerini koyacak yer bulamıyordu- ne iş yapıyorsun, nerede oturuyorsun gibi konulara kaymaya başladı. Kahvemi ve şu an lezzetli olduğunu söyleyebileceğim -o gün lezzetli diyemezdim- sandviçimi bırakıp okula gittim. Abartısız bir buçuk saat süren yapış yapış bir otobüs yolculuğundan sonra ter içinde okula vardım. Başım hala dönüyordu. Ve saat öğlen 2'ye gelmesine rağmen kendimi hala sarhoş ve aptal hissediyordum. Uzun süren bayıltıcı başvurudan sonra okulun karşısındaki bir internet kafeye girdim. Etraf arap doluydu. Her yerde arapça yazılar vardı. İlginç gelmişti bu. Neyse, gmail sayfamı açtım ve gelen mesajlara baktım. Birisi last.fm sayfama bir şey yazmıştı. Last.fm'e girip baktım, "eftb'yi umarım bilmiyorsundur, bana hatırlat" yazıyordu.
Hatırlattım. Ve iyi ki de hatırlatmışım. Grubu öğrendikten sonra dinlemek anca bir kaç gün sonrasına ve 10 saatlik bi otobüs yolculuğuna denk gelmişti. Yolculuk boyunca yarı uykulu yarı uyanık Eftb dinlemiştim.
Entertainment For The Braindead herkesin sevip dinlediği, albümlerini arşiv yaptığı, tişörtlerini aradığı bir grup olamayacak malesef. Bu açık. Ama benim gibi Eftbseverler için arviş yapmak, tişörtlerini arayıp, bulmak, durmadan dinlemek bu durum pek de sıkıcı değil. Bana ve bir kaç kişiye özel olarak kalmasını istediğim sayılı bir kaç müzisyenden birisi çünkü o.
Bu ufak tefek, kocaman gözlü Alman kızın yaptıklarına dikkat etmek gerekiyor.


24 Aralık 2009 Perşembe

2009

24 Aralık 2009 Perşembe 4

Yine berbat bir yılı geri bıraktık. Fakat bu berbat yılın şahane albümleri oldu. Üşenmedik, listesini yaptık. Bize göre 2009'un en iyileri bunlardı.


brutalized potato;

-Pete Doherty - Grace/Wasteland

-The Maccaness - Wall Of Arms

-Julian Plenti - Julain Plenti is... Skyscraper

-Bat For Lashes - Two Suns


10-Doves - Kingdom Of Rust

9-Arctic Monkeys - Humbug

8-The Whitest Boy Alive - Rules

7-The xx - xx

6-Papercuts - You Can Have What You Want

5-Jarvis Cocker - Further Complications

4-Jamie T - Kings & Queens

3-Graham Coxon - The Spinning Top

2-Editors - In This Night And On This Evening

1-Sunset Rubdown - Dragonslayer



1977;



-The Raveonettes - In and Out of Control
-The Cribs - Ignore the Ignorant

10-The Maccabees - Wall Of Arms

9-The Bravery - Stir The Blood
8-KASMs - Spayed

7-HEALTH - Get Color

6-Japandroids - Post-Nothing

5-Jamie T - Kings & Queens
4-The xx - xx
3-The Pains of Being Pure at Heart - The Pains of Being Pure at Heart

2-Editors - In This Night And On This Evening

1-A Place To Bury Strangers - Exploding Head





shoshanna;

10-A Sunny Day in Glasgow - Ashes Grammar
9-The Flaming Lips - Embryonic

8-Wolfmother - Cosmic Egg

7.St. Vincent - Actor

6-Yo La Tengo - Popular Songs

5-The Dead Weather - Horehound

4-Florence And The Machine - Lungs

3-Bat For Lashes - Two Suns

2-Grizzly Bear - Veckatimest


1-Animal Collective - Merriweather Post Pavilion




bördi;
10-Don Deacon - Brumst
9-Animal Collective - Merriweather Post Pavillon
8-Dirty Projectors - Bitte Orca
7-Liam Finn+Eliza Jane - Champagne in Seashells
6-M. Ward - Hold Time
5-Spencer Krug - Moonface
4-Swan Lake - Enemy Mine
3-Grizzly Bear - Veckatimest

2-Sunset Rubdown - Dragonslayer

1-Atlas Sound - Logos








!_emon A!d;



10- Animal Collective - Merriweather Post Pavilion

9- The Dead Weather - Horehound


8- Air - Love 2


7- Sonic Youth - The Eternal

6- Empire Of The Sun - Walking On A Dream

5- Mika - The Boy Who Knew Too Much


4- Atlas Sound - Logos


3- The Horrors - Primary Colours

2- The Raveonettes - In And Out Of Control

1- Wavves - Wavvves

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates