britpop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
britpop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2009 Salı

Franz Ferdinand

24 Mart 2009 Salı 0
Elektronik müzik tüm dünyamızı sarmış bulunmakta. Binlerce grup ve ya dj kendi alanında bir şeyler icra etmeye çalışıyor. Gruplayamadığımız çoğu müzik grubuna indie diyoruz. Artık Frank Sinatra gibi ağabeyler de çıkmıyor. Ağlamaklı kız sesiyle müzikler dinliyoruz. Şikayetçi de değiliz, bunda kötü bir şey yok. Ama farkında olmalısınız ki, biraz farkla tekrar yaşanıyor. Evet kurduğum cümlenin farkındayım. Farklı tekrar. Hı hı.

Şimdi eskiden rock piyasasında deri ceketli metalciler ve deri ceketli skinheadler vardı. Zamanla glam’ler çıktı. Taytı buldular. Grunge çıktı, biraz şaşkındı. Aradaki tarzları sayamayacak yada kronojiyi kaçıracak kadar yaşamadım. Ama bildiğim bir şey var ki, o da rock’tır. Kendi içinde dallanıp budaklansa da gitarı elektronik duyacağımız sizin ilk tercihinizdir. Grup ne olursa olsun. Ama artık rock dinlemiyoruz. Indie dinliyoruz. Neden mi Indie dinliyoruz. Çünkü “işte”.

Ama meğersem bunları düşünmek çok saçmaymış. Bir yere varmıyor. Sadece dinlemeye, üretimi yemeye, başka duygular tatmaya çalışıyoruz. Bunca güzel cümlemin altında Franz Ferdinand linki vermek belki komik duracak. Kötü olduklarından değil, bir ahkam beklediğinizdir. Oh hayır sevgili okurlar. Bu satıra kadar sabırla okuyabiliyorsanız sizi sevdiğimden daha da bir şey demem. Pihih.

Bu sevgili İskoç Indie grubu meğersem 2004de kurulmuş. Belki önceden de vardı ama bizle o zaman tanıştı. O da bir şey mi ismi daha güzel. Avusturya-Macaristan İmparatorluğun Arşidükü’nü tanırsınız siz. Tarih dersinde az mı gördük de… Bu adamın suikastıyla 1. Dünya Savaşı başlamıştır ya, ondan. E tabi birbirinden renkli Mtv sunucuları gibi “frenz fördinıınd” demiyoruz ki. Yazdığımız gibi okuyoruz Franz Ferdinand’ı.

Evet işte öyleymiş.


Franz Ferdinand - Franz Ferdinand (2004)


01. Jacqueline
02. Tell her tonight
03. Take me out
04. Dark of the matinee
05. Auf achse
06. Cheating on you
07. This fire
08. Darts of pleasure
09. Michael
10. Come on home
11. 40 ft



Franz Ferdinand - You Could Have it so much better (2005)


01. The fallen
02. Do you want to
03. This boy
04. Walk away
05. Evil and a heathen
06. You’re the reason I’m leaving
07. Eleanor put your boots on
08. Well that was easy
09. What you meant
10. I’m your villain
11. You could have it so much better
12. Fade together
13. Outsiders

6 Ocak 2009 Salı

Morrissey

6 Ocak 2009 Salı 5

Şimdi önüme attılar Morrissey’in son albümünü; “al bakalım sen hak ettin” şeklinde. Evet, işin ucundan tutmanın öncelikle araştırmadan geçtiğini biliriz. Kaç albüm, kaç grup, kaç yapımcı, on milyon tane kaç. Zaten Morrissey yaşlılığında olduğu kadar gençliğinde de üretken olduğuna eminim. Çünkü The Smiths ve kendi albümlerini sayamadım. Morrissey kaç yılında gözlerine dünyaya açmış çok da ilgilenmedim. Ne yaptım biliyor musunuz! Bu albümün hepsini “media player”a sürüklemedim. Saygı duydum. Biri bitince diğerini sürükledim. Şarkı aralarında boşluk verdim. En sevdiğim diziyi izliyormuş gibi yaptım. Arada kalktım su içtim. Albüm kapağındaki çocuğu düşündüm. “Kimacabaao” bile dedim. “morrisseyebaknekadaryaşlıartık” dedim sonra. Böyle ilkel ama saf duygularımla dinledim albümü.
Aslında daha çıkmadı bu albüm ve 17 Şubat 2009’da çıkacak. Aslında bazen Morrissey’in Smiths severler tarafından saygı duyulduğu için dinlenebildiği söylenebilir. Fakat itham olur derseniz, belki de haklısınız, bana öyle gelmiş.
Ringleader of the Tormentors bundan bir önceki albümdü ve toplama olması çok da mutlu etmemişti. Zaten akabinde plak firmasını değiştirip bu albümü xxx diye bir yerden sunmuşlar. Böyle olunca insan düşünmüyor değil, “ya paraların bitmesinden ya da harbiden unutulmaktan korkuyorlar olum.”
Neyse sonuç olarak zaten canım Morrissey. Ne yapsın sevesimiz var. Ülkemizde yine yine göresimiz var. Years of Refusal için, zaten tanıdığımız parçalar ama yenilerini de barından büyük bir şarkı. Bölünce içinden şarkılar çıkmış bir albüm. Morrissey’in bütünlüğü.

Sevdim ben, siz de dinleyin güzel sözler var.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Pulp - The Peel Sessions

29 Ekim 2008 Çarşamba 2

Peel Sessions, John Peel'in öncülüğünde BBC Radyo 1'da kaydedilmeye başlayan ve müzisyenlerin albümlerinden seçilen şarkıları çalarak oluşturdukları toplamalar oluyor. John Peel'in ne kadar önemli bir müzik adamı olduğu, kendisi hakkında biraz da olsa bilgiye sahip olan herkes tarafından kabul edilen birşeydir. Bugüne kadar keşfettiği müzisyenler, şu an da ağzımız açık dinlediğimiz müzisyenlerdir. Örnek olarak; Godspeed You! Black Emperor'ın elinden tutan adam olarak tanınır, Pink Floyd'u keşfeden ilk djlerden birisidir.
Peel Sessions'a dahil olan sanatçılar saymakla bitmez, ama ne kadar önemsendiğinin anlaşılması için bir kaç örnek vereyim;
Yeah Yeah Yeahs
Godspeed You! Black Emperor
Belle & Sebastian
The Wedding Present
Syd Barrett
Múm
Cocteau Twins
Echo & the Bunnymen
Ve Pulp'ın 1981 ve 2001 arasında yaptığı tüm Peel Sessions kayıtlarının olduğu albüm 2006 yılında piyasaya sürüldü, bu çift cdlik bir albüm olarak çıktı. (Sadece tek ilk cd'nin linkini verebiliyorum malesef). Jarvis Bey ve tayfası "Common People", "Pencil Skirt", "This is Hardcore", "Do You Remember The First Time", "Weeds" ve "Underwear" şarkılarını bu albüme ekleyerek beni pek mutlu ettiler.
Pulp - The Peel Sessions

28 Eylül 2008 Pazar

Travis-Ode To J.Smith

28 Eylül 2008 Pazar 8

Bir kaç gün önce geride bıraktığımız boğucu yapış yapış yaz günlerinden birinde şu güzide ülkemize gelip bizleri mutluluğun tam anlamıyla doruklarına çıkartıp, nutkumuzun tutulmasını sağlayarak o günü bütün bir yazın en güzel günü yapma şerefine erişmiş, canımız ciğerimiz biriciğimiz Travis'in yepisyeni pek şukela albümü Ode to J.Smith i huzurlarınıza sunmaktan pek memnun bulunmaktayım. Hemen dinleyeniz. Dinledikçe "ne müthiş bir grupsun sen Travis tekrar gel lan, çabuk gel, Fran kuzum söz verdin, geleceksiiiğğn" diye geçirin içinizden. Lafı fazla uzatıp sizi daha fazla meraklandırmadan, buyurunuz heyecanla beklediğimiz (en azından benim öyle beklediğim) Ode to J.Smith.

Ode to J.Smith

8 Eylül 2008 Pazartesi

Forth

8 Eylül 2008 Pazartesi 0

Merhaba! The Verve geri döndü! Hem de nasıl döndü! Onları tanımayan yoktur sanıyorum. Britpop'un en önemli isimlerinden. Yayınladıkları Urban Hymns albümüyle "efsane grup" yakıştırmasını sonuna kadar hak eden bir grup.
11 yıl aradan sonra karşımızda "Forth" ve tekrar "The Verve".
Bu 11 yıl içinde, Richard Ashcroft'ın ilkini 2000 yılında çıkarttığı üç solo albüm The Verve'ün yerini dolduramayacak "öylesine" işler oldu. Hayranlarını hayal kırıklığına uğrattı, ve bu yeni albüm için heyecanlanmayan hayranların ortaya çıkmasını sağladı. Bir o kadar da Ashcroft ve tayfasından yeni bişeyler duymayı özleyen vefakar hayran kitlesi de vardı(Devamı)
Download

Jarvis


Jarvis'i tanımayan yoktur heralde. Kalın çerçeveli gözlükleri, takım elbisesi, dağınık saçları, şahane dansıyla ve 1996 Brit ödüllerinde yaptığı Michael Jackson karşıtı protestoyla tam bir ekol Jarvis Cocker.
Michael Jackson, sahnede çocukları etrafına toplayıp dans ederken, MJ'nin girdiği İsa tripleri Jarvis'in hoşuna gitmez, sahneye atlar MJ'yi sahneden yaka paça atmaya çalışırken kıçını gösterir.
2006 yılında Jarvis adındaki ilk solo albümünü yayımlamıştı Pulp'ın eski solisti. Bir an önce yeni bir albüm daha yapmak istiyormuş. Yeni albümden iki tane şarkı şimdiden hazırmış hatta. 2008 yılı bitmeden yeni albümü çıkartmak istiyormuş.
Albümdeki yeni iki şarkının adları: 'Girls Like It Too' ve 'The Usual'
Jarvis albümüyse tam bi baş yapıt. Brit Pop öldü diyenlere verilebileceke tokat gibi bi cevap. Don't Let Him Waste Your Time şarkısı uzun süre akıllardan çıkmayacak tipte bi şarkı. Albüm, bi Pulp albümünün verdiklerinden çok daha fazlasını veriyor dinleyenlere. Different Class albümüyle yarışabilecek nitelikte olduğunu düşünüyorum.
Jarvis Cocker pek çok müzisyenle birlikte çalışmış, Air, Charlotte Gainsbourg, Lush, Aphex Twin, Erlend Øye, Nightmares on Wax, The Hives, Nancy Sinatra, Marianne Faithfull, Radiohead'den Jonny Greenwood ve Phil Selway gibi adına aşina olduklarımız örneğin.
Gainsbourg'un 5:55 albümündeki sözler ona ait.
Jarvis yayınlanalı neredeyse 3 sene olucak farkındayım. Zaten bu blogda da yeni çıkan albümler olur diye bişey yok. Dinleyiniz seviniz. Jarvis'e tapınız. Hoşçakalınız.
not:Jarvis olucam ben.
DOWNLOAD

Viva La Vida or Death and All His Friends


Coldplay'in yeni albümü. Henüz piyasaya çıkmadı ama internet rezil bi yer, emeğe saygı adına pek bişey yok. Bu saygısızlar sayesinde piyasaya daha albümler çıkmadan ya da çıktıktan bir-iki gün sonra albümleri edinebiliyoruz. Evet bende o saygısızlardan birisiyim.
Albümün adının Viva La Vida or Death and All His Friends olmasının sebebi şöyle;
Başlarda iki seçenek varmış "Viva La Vida" ve "Death and All His Friends". Yapımcılar albümün adının hangisi olması konusunda karar verememiş, ikisi birden olmuş.
Viva La Vida ispanyolca "çok yaşa hayat" anlamına geliyor. "long live life"
Bu isim Frida Kahlo'nun bir tablosundan geliyor.
Albüm kapağı da fransız ressam Eugène Delacroix'nin Liberty Leading the People tablosu olarak seçilmiş.
Bu albümü indirdim bilgisayarımda duruyo, ama henüz açıp dinlemiş değilim.. Pek merak etmiyorum açıkçası, kafama eserse açıp dinleyeceğim. Zira Brian Eno'nun prodüktörlüğünü yaptığı bi albüm. Eminim çok farklı bi Coldplay tadı vardır. Brian Eno'nun olduğu yerde kötü iş çıkması garip olurdu zaten.
download

Lush-LoveLife



Shoegaze'i de deneyeyim dedim bugünlerde. Cocteau Twins'le başlamıştım shoegaze dinleme olayına. Şimdi bu tarzın külliyatını indirdim.
Cocteau Twins, My Bloody Valentine, Ride, Mazzy Star, Spacemen 3, Galaxie 500, The Chapterhouse, Asobi Seksu, Slowdive, The Jesus and the Mary Chain ve şimdi bahseceğim grup Lush.
Nasıl bişey çıkacağını hiç tahmin etmeden albümü listeye koyarsın ve ilk şarkı çalmaya başlar, ilk notayı duyarsın ve dersin ki "vay, iyiymiş." albümün yarısına gelmeden
"iyi ki bulmuşum bu grubu." filan dersin. Evet.
Lovelife'da bunlardan bi tanesi..
Ladykillers'la başlıyor ve hareketli, gözler yine ayaklarda*. Aksak ritimleri sık sık kullanmışlar bu albümde. Davul ritimleri ve gitar ritimleriyle yakalanan aksak ritimlerin ve kimi zaman coşan şarkıların olduğu bu albümü, shoegaze severim ben diyip dinlememiş birisi varsa gelsin bi çift sözüm var.
Çok naif ve hafif notalarla giden single girl şarkısının da sözleri pek hoşuma gitti. Seksist bi yaklaşımda bulunucak olursak eğer, sözleri single girl/boy filan diye çevirip cinsiyetinize göre söylersiniz, ama ne gerek var. Saçma. Şarkı "single girl, i don't want to be a single girl, don't want to be on my own again tonight
don't want to put out the light" diye devam edip "single girl, i just want to be a single girl" diye bitiyor. Gayet sade ama hoş. İlk dinleme de sevilecek albümlerden..
Ayrıca bu shoegaze olayına devam edicem. İndirin dinleyin, edinin. Sevin.

*shoegaze= bu tarzın ismi, shoegazerların gitar çalarken ayaklarının hep efekt pedalında olması ve gözleriyle bunları takip etmeleri gerektiğinden doğmuştur. Sürekli ayakkabılara bakma olayı budur.

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates