19 Kasım 2008 Çarşamba
Beach House - Used To Be
Beach House, 21 Ekim'de "Used To Be" isminde bir single yayınladı. Bu single'da iki şarkı var; Used To Be ve Apple Orchard'ın demo versiyonu.
Used To Be şarkısına, bağımsız filmlerden fırlamış gibi duran bir klip çekmişler. Used To Be isimli bu kısa filmde, başrolde Victoria Legrand ve Alex Scally var.
Used To Be
Alina Orlova - Laukinis Suo Dingo

Dünyada olup bitenlerin yanında olmak muhteşem. Elli yıldır bunun için bir şeyler veriyorsanız size sadece Love of Common People’ın blog sayfasından “dünyada olup bitenleri de dinleyin abiğlerim ablalarım” diyebilirim naçizane. Bazen duyabileceğiniz, alabileceğiniz tatlar o kadar harika oluyor ki. Tuhaf tuhaf hislere sokuyorlar sizi. Hiç yaşamadığınız ama sanki içinde olduğunu tuhaf duygular. Dünyanızı değiştirmez tabi. Anlık duygu değişimlerini yaşatır. Hani bazen harika bir kitabın sonuna gelip, “bitirmeseydim be” deyip geri dönmek gibi. -Örneklerim şahane farkındayım.-
Litfanya - litvanya için daha güzel, Litvan bir arkadaşımız Alina Orlova. İsminin ağırlığında değil hiç. Oyuncu gibi, güler size falan. Piyanosundan ses bile verir. Bir bakarsın yönetmen koltuğuna oturur bağımsız film kraliçesi olur. İşte Orlova denen hatun böyle bir hacimde. Bin dokuzuz seksen sekiz doğumlu olması, kıvır kıvır saçlarından turuncu sular akıta akıta dağların, yıldızların sesi olmuş. O kadar olgunmuş gibi davranıyorlar buna çevrede, bana sorarsanız sesinden belli çocukluğu. Sade, pürüzsüz, keman gibi ses onun sahip olduğu. Ardındaki orkestra. İşte albümü “laukinis suo dingo” lakin tek albümü. Nedir onu bile bilmiyorum. Bulamadım da zaten. Üşendim de.
Ben bir dergide gördüm seksen yıl önce. Dergi yazarı kişi “Beirut”a benzetmişti. Hayli ilgimi çekti ama uzun süre sadece Myspace’den dinleyebildim. Etkilenmemek elde mi... Hayır, Beirut’a dönen sade yanı enstrüman çokluğu gibi göründü bana. Beirut sanki yolların, sokakların, insanların; Alina Orlova ise düşlerin, hayallerin, gökyüzünün.
Hepsinden öte kulaklığın ucunda.
Aferim Orlova. Sen hepimizin kalbini çaldın.
İndirin (ama .flac uzantılı) İkinci partı unutmayın.
14 Kasım 2008 Cuma
One Little Plane - Until

One Little Plane'i ilk dinlediğimden beri baya bi zaman geçti. Baya dediğime bakmayın, albümü 30 Haziran 2008 tarihinde çıktı. Dinlediğim ilk günden beri bloga yazmayı planlıyordum, fakat başkalarının da One Little Plane dinleyecek olması yazmamı zorlaştırmıştı. Hala da zor yazıyorum. Aynı anda, bencillik ve kıskançlık yaşıyorum. Affedin. Aslında beni anlayabilirsiniz, çok sevdiğiniz bi kitabı yalnızca çok sevdiğiniz insanların okumasını istersiniz, aldığınız bir tişörtü başkasında görmekten hoşlanmazsınız. Öyle birşey sanırım.
One Little Plane, Kathryn Bint isimli şirin arkadaşımızın sahne ismi. Until albümünün yapımcılığını, Four Tet olarak tanıdığımız Keiran Hebden yapmış.
Kathyrn yaptığı müziği "dreamy heart warming folk","gently wistful, dust-kicking psychedelia" ve "simple, heartfelt melodies" olarak tanımlıyor. Yaptığı müziği gayet iyi tanımlamış olmasına rağmen daha basit olarak, bunların üstüne benim verebileceğim etiketler, "akustik pop" ve "folk" olabilir. İlk olarak Radiohead'in Dead Air Space sayfasına albümü tanıtan bir yazı ekleyen Colin Greenwood sayesinde ismini duyurmayı başardı.
Albümdeki tüm şarkılar insanın içini ısıtan, sevimli melodilerle dolu olsa da, "Make of Me", "Sunshine Kid", "Nobody Out There" gibi şarkılar bu sevimli melodilerin bıraktığından daha fazla bir etki bırakıyor.
Albümü dinlerken, "elinde gitarıyla, kocaman yeşil gözleriyle, karşımda çalarken dinlesem, ne kadar çok keyif alırdım" diye düşünüyorum. Belki bir gün o da olur.
Until
10 Kasım 2008 Pazartesi
Alaska in Winter - Dance Party In The Balkans

Alaska in Winter, Amerikalı Brandon Bethancourt'un tek kişilik grubunun ismi, kendisi Almanya'nın Berlin şehrinde yaşıyor.
Brandon, "Dance Party in The Balkans" albümüyle çıkışını yapmış olsa da, hiç yayınlamamış olan ve Atlantis gibi kayıp olan albümü "Ivan Fyodorovich is Not a Real Person" da var. Aslında bu yazıyı 7 gün sonraya bırakmak istemiştim. Çünkü Brandon Bethancourt, Alaska in Winter'ın ikinci albümü olan Holiday'i 17 Kasım'da, Avrupa'da piyasaya sürecek. Bir hafta sonra yeni albüm hakkında bir yazı ve linki ekleyebilirim umarım.
Brandon Bethancourt ve Beirut'dan Zach Condon birlikte bir kaç çalışmalarda bulunmuş, baya yakın oldukları biliniyor. O çalışmalardan birisi de "Dance Party In The Balkans", Zach Condon da bu albümde ukulele, trompet ve sesiyle eşlik etmiş Brandon'a. Zach Condon'dan bahsetmişken, 16 Şubat'ta da Beirut "March of the Zapotec" ve "Holland" isimli iki tane EP yayınlayacak, yeni albümün çıkış tarihi olarak da "kesin olmamakla beraber" sonbahar olarak belirlemişler.
Alaska in Winter'ın müziği elektronica olarak tanımlanabilir. Albümün isminden anlaşılacağı gibi balkan esintilerini de kullanmışlar bu albümde. Zach Condon'ın ve A Hack And Hacksaw'dan Heather Trost'un albüme katkı yapıyor olması, bu albüme folk müziğin sıcaklığının bulaşmasını sağlamışlar.
Close Your Eyes - We Are Blind uzun süre kulaklarınızdan gitmeyecek bir şarkı.
Grubun adına yakışmayacak kadar sıcak bir albüm.
Dance Party In The Balkans
5 Kasım 2008 Çarşamba
the 24 Carat Black-Ghetto Misfortune's Wealth
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle dinlemeye başladım bu grubu daha önce adını bile duymamıştım ki nette de kendilerine dair pek birşey bulamadım, sadece last fm de kendilerine dair tagler vardı "soul, jazz, funk, blaxploitation" Normalde müzik dinlerken ders çalışamam, kitap okuyamam, yüksek konsantre gerektiren herhangi bir iş yapamam. Bu tabii 24 Carat Black'in Poverty's Paradise'ını dinleyene kadardı. 12 dakika süren yumuşak bir şarkı. poverty's paradise dan önce gelen in the ghetto adlı parçada isminden anlaşılcağı üzre bir hayli "ağır" ama ondan sonra gelen şarkılarda daha eğlenceli ritmlere sahip albüm. Funk kısmının hakkını veriyorlar.
Ayrıca bu albüm ilk 1973 yılında piyasaya sürülmüş. 1993 yılında ise cd olarak 2. baskı yapılmış.
1-In The Ghetto / God Save The World
2-Poverty's Paradise
3-Brown Baggin'
4-Synopsis Two: Mother's Day
5-Mother's Day
6-Foodstamps
7-Ghetto: Misfortune's Wealth
link
30 Ekim 2008 Perşembe
The Last Shadow Puppets - The Age Of Understatement

The Last Shadow Puppets western seviyor! Her an odaya elinde sigarasıyla, Clint Eastwood girecekmiş de "You see, in this world there's two kinds of people, my friend: Those with loaded guns and those who dig. You dig." diyecekmiş gibi başlıyor The Age Of The Understatement.
The Last Shadow Puppets'ın kadrosunda, Myspace sayesinde patlama yapan gruplardan birisi olan Arctic Monkeys'den Alex Turner, The Rascals'dan Miles Kane ve Klaxons'ın Myths of the Near Future albümünün yapımcılığını yapmış olan ve aynı zamanda Simian Mobile Disco üyesi olan James Ford da var.
Grubun kurulmasından önce, Alex Turner grubuyla ufak bir tartışmaya girer ve o anın verdiği sinirle arkadaşı Miles Kane'i arar. İkisi de, yapacakları müzik konusunda ortak noktaya varırlar, Fransa'nın önemli yapımcılarından ve yakın arkadaşları olan James Ford'u da alarak, The Last Shadow Puppets'ı ortaya çıkartırlar.
The Last Shadow Puppets, David Bowie'nin In the Heat of the Morning şarkısına, yayınladıkları ilk single'da şahane bir yorum getirmişti. Yayınlanan bu single, albümün çıkacağı günün geleceğini biraz daha uzatmış oldu.
-ve zaman yavaş akmaya başlar-
Albümün çıkmasından sonra, ağızlarının suları akan biz insanlar yeni albüm için heyecanlanmaya başladık. İkinci albüm için, Miles Kane, The Sun gazetesine verdiği bir ropörtajda "2009 yılı için hazırlık yapıyoruz" demiş. Kendisi bu sıralar The Rascals'la turnede olduğu için The Last Shadow Puppets konserlerine bile gidemezken, ikinci albüm 2009 içersinde nasıl yetişicek diye merak ediyor insan.
Grubu kesinlikle Arctic Monkeys'le kıyaslamamak gerekiyor. Hiç Arctic Monkeys dinlemediyseniz bile -ayıp- tadına bakmanız gereken bir albüm.
The Age Of The Understatement
29 Ekim 2008 Çarşamba
Mojave 3 - Ask Me Tomorrow

Mojave 3, Slowdive'ın dağılmasından sonra gruptan üç kişinin devam ettirdikleri İngiltere kaynaklı bir proje. Dream pop, shoegaze türünde müzik yapan Mojave 3, isim olarak ilk başlarda Mojave düşünmüşler ama Alman bir grup tarafından zaten kullanıldığını öğrendiklerinde sonunda bir 3 getirip bu ismi almışlar. Özellikle seçilmiş bir sayıdır 3. Şöyle ki; Slowdive grubunun dağılmasından sonra, gruptaki 3 kişi tarafından devam ettirilmiştir. İlkini 1995 yılında ve sonuncusunu da 2006 yılında çıkarttıkları toplam 5 albümleri var.
Slowdive'ın devamı oldukları düşünülürse, dream pop tarzındaki önemleri çok daha rahat kavranabilir.
Mojave 3, shoegaze tınılarının yanı sıra, folk türünün tınılarını da kullanıyor. İlk dinleyen birisinin Mazzy Star'la karıştıdığını bir kaç kez şahit olmuştum. Mojave 3'nin Most Days şarkısı ve Mazzy Star'ın Fade Into You şarkıları bu karışıklığın başrolünde yer alabilecek kadar benzeşir.
Ask Me Tomorrow, Mojave 3'nin ilk yayınladığı albüm.
Ask Me Tomorrow
Belle and Sebastian - The BBC Peel Sessions

Belle and Sebastian, İskoçya habitatlı bi grup. İsmini Fransız yazar Cécile Aubry'nin, 6 yaşındaki Sebastian ve köpeği Belle'nin hikayesini anlayan kitabı, Belle et Sébastien'den alıyor. Grubun kuruluş hikayesi de şöyle hoş bişey; Glasgow'daki, Stow College'a devam eden vokalistimiz Stuart Murdoch ve Stuart David, okuldaki müzik hocalarının verdiği, bandrollü bir albüm çıkartma ödevini yapmak için kurulmuştu.
Bu çıkarttıkları albüm, 1.000 taneyle sınırlı olarak basılmıştı. Bir süre sonra Tigermilk için çok olumlu eleştiriler gelmeye başladı hatta 1001 Albums You Must Hear Before You Die isimli kitapta kendisine yer buldu. Aynı yıl içerisinde Tigermilk'in başarılı olmasıyla ikinci albümleri If You Feeling Sinister'ı kaydettiler. Ve bugüne kadar yaptıkları albümlerle birlikte, toplam 7 tane albüm çıkartmış oldular.
Grubun şarkı sözü yazarı da olan Stuart Murdoch, en sevdiği kitap olarak İncil'i gösteriyor. Bu sevgi şarkı sözlerine de çok sık yansıyor.
Belle and Sebastian'ın müziği için yapılabilecek tanımlar arasında en sık karşılaşabileklerinizden birisidir; naif, sevimli, keyifli hüzün.
Ama bana kalırsa Belle and Sebastian'ın müziği, yeni aldığı şekerini, abisine kaptıran ufaklığın yaşadığı bir anlık üzüntü, ve ardından söyleyeceği, "olsun yenisi alırım" sözleriyle tanımlanabilir.
Belle and Sebastian'ın BBC Peel Sessions'ını veriyorum. İki tane Peel Sessions'ı var grubun. Diğerinde bolca noel şarkıları var. Şimdilik BBC Peel Sessions.
Belle and Sebastian - BBC Peel Sessions
Pulp - The Peel Sessions

Peel Sessions, John Peel'in öncülüğünde BBC Radyo 1'da kaydedilmeye başlayan ve müzisyenlerin albümlerinden seçilen şarkıları çalarak oluşturdukları toplamalar oluyor. John Peel'in ne kadar önemli bir müzik adamı olduğu, kendisi hakkında biraz da olsa bilgiye sahip olan herkes tarafından kabul edilen birşeydir. Bugüne kadar keşfettiği müzisyenler, şu an da ağzımız açık dinlediğimiz müzisyenlerdir. Örnek olarak; Godspeed You! Black Emperor'ın elinden tutan adam olarak tanınır, Pink Floyd'u keşfeden ilk djlerden birisidir.
Peel Sessions'a dahil olan sanatçılar saymakla bitmez, ama ne kadar önemsendiğinin anlaşılması için bir kaç örnek vereyim;
Yeah Yeah Yeahs
Godspeed You! Black Emperor
Belle & Sebastian
The Wedding Present
Syd Barrett
Múm
Cocteau Twins
Echo & the Bunnymen
Ve Pulp'ın 1981 ve 2001 arasında yaptığı tüm Peel Sessions kayıtlarının olduğu albüm 2006 yılında piyasaya sürüldü, bu çift cdlik bir albüm olarak çıktı. (Sadece tek ilk cd'nin linkini verebiliyorum malesef). Jarvis Bey ve tayfası "Common People", "Pencil Skirt", "This is Hardcore", "Do You Remember The First Time", "Weeds" ve "Underwear" şarkılarını bu albüme ekleyerek beni pek mutlu ettiler.
Pulp - The Peel Sessions
26 Ekim 2008 Pazar
Sia - Some People Have Real Problems

Sia'nın Some People Have Real Problems albümü hakkında bişeyler yazıcam.
Sia'yı ilk Breath Me şarkısıyla tanımıştım. Daha sonra albümlerini de dinleyip, bi Siasever olmuştum. Bu yıl içerisinde de Sia'nın üçüncü albümü olan Some People Have Real Problems çıkmıştı. Soon We'll Be Found şarkısını günlerce döndürüp döndürüp dinlemiştim. 6 ve 9 numaralı şarkılar olan "Academia" ve "Death by Chocolate" da back vokalleri Back yapıyor(Back vokal yapan Beck).
Bi kaç ay önce, İzmir'in Yeşilyurt semtine gitmem gerekmişti. Ve gece saat 2'den önce eve dönememiştim. Son otobüsü kaçırmam sebebiyle, yürüyerek ve zaman zaman otostopla eve dönebilmiştim. Çok keyifli bi gündü bence. Yeşilyurt'a varmadan bi kaç saat öncesinde arkadaşım, "babasının sigarasını arakladığım için" kızıp gitmişti. Ben de bir internet kafeye girip kağıt, kalem istemiştim. Bir kalem ve bir kaç parça kağıt vermişlerdi. Bol ışıklı bi parka oturup, bişeyler yazıp, çizmiştim. Mp3 çalarımda da bu albümden sadece iki şarkı vardı; "Day Too Soon" ve "Soon We'll Be Found". Saatlerce bıkmadan bu şarkıları dinleyip yazı yazmıştım. Daha sonra da eve yürümek, otostop çekmek zorunda kalmıştım.
Buz gibi bir havada, apartmanımın çatısında otururken de Sia ordaydı. Sia hep burda olucak. "Then I Lost Myself" dediğimiz zamanlarda "Soon We'll Be Found" diyecek.
Some People Have Real Problems