12 Haziran 2010 Cumartesi

Laura Marling - I Speak Because I can

12 Haziran 2010 Cumartesi 2

22 mart 2010’dan önce tek tek parçaları döküldü “I speak because I can”in. Para karşılığı müzik parçalarının verildiği yerlerde falan. İnsanlar bir heyecanlandı bu parçalara: Goodbye England (Covered in Snow) ve ya Devil’s Spoke. Albümün hemen ardından “Rambling Man”in single’ı yayınlandı güzel bir klip ile beraber. Orta yaşlardaki bir adamın özgürlüğüne yüzmesi, kahverengi saçlı yeni Laura Marling’in gözümüzün içine baka baka şarkıyı söylemesi. En son “What He Wrote” geldi single olarak, acıklı bir öyküsü varmış onu bildik. Çünkü 2. Dünya savaşından (evet bizim girmediğimiz savaş – dolayısı ile Almanlar yenildiği için yenik sayılmadığımız-) bir kadının kocasına yazdığı mektuplardan esinlenilmişti. Hatırlayalım sözlerini: He wrote: 'I'm broke, please send for me.' But I'm broke in two, and spoken for, do not tempt me.”
Yapımcı Ethan Jones ise yeni Laura’nın yeni albümünü güzel tanımlamış: sorumluluk , özellikle kadınlığın sorumluluğu. Büyümüş yeni Laura Marling oksford tarzı topuklu ayakkabılarını bağlarken kenarda, Noah and the Whale’dan tanıdığımız eski sevgilisi Charlie Fink yüzünden “kötü kadın” imajını silmeye çalışmamış aslında ama “büyüdüm ben!” in altını sürekli çizmişler sanki. Ayrılığın acısından mı bilinmez ama Charlie Fink bu albümde yer almamış. Izdırap dolu Noah and the Whale’ın son albümünün çoğu kısmı Laura Marling’e atıftı gerçi. Ancak kızımız daha olgun davranmış ve ya ayrılık acısını pek de hissetmemiş Fink kadar. Bize ne, diyemeyeceğimiz kadar fırtınalar koparttıkları için şarkı sözlerinde, derinlerden bir yerlerden dinleyiciler de dahil oluyor bu aşka. En azından minor-major doku, “şimdi gel de gör beni bambaşka biri” vari sözler zaten kendilerine ait olsa da, bizlere sunuluyor. Teknik olarak içindeyiz yani. Marling, Marcus Mumford, Ted Dwayne ve Winston Marshall gibi isimlerle çalışmış. (Yine birbirine sadık gruplar: Mumford & Sons, Noah and the Whale- canlarım-)
Magazin haberleri bir yana müziğe tekrar dönmek gerekirse, 2008'in Mercury adayı ilk albüm olan “Alas I Cannot Swim”, daha gelişen şarkı sözleri ile “I speak because I can” folk müziğe gönül veren şu camia için vazgeçmilmez bir albüm. Ayrıca albüm isimlerinin güzelliği de kenarda dursun.

11 Nisan 2010 Pazar

MGMT - Congratulations

11 Nisan 2010 Pazar 7


MGMT duosu ile müziğe Back to the Future-esque yolculuk devam ediyor...

Şahsen MGMT, Vampire Weekend yahut Kings of Leon gibi grupları görünce bi iç geçirmiyor değilim. Global sounda bayağı ayak uydurmuş gençler gibi hepsi, üstelik vizyonları da geniş. İşte bu naçiz blog için ilk yazımda; 2010 da Congratulations albümü çıkan MGMT.

İlkin biraz geriye; bir kaç yıl evvele ışınlanıyoruz, Oracular Spectacular albümünün çıkışına. “Kids” ve öteki tüm mühimmatları ile; Arcade Fire’ ın bayık soundunu shoegaze klavyeleri ve 80'lerin kült figürleri ile bir kademe üste taşıyan Brooklynli bu gençler, pop ve ilerisi için ışığı vermişti. Tabii nereye verdiğini tartışabiliriz. Her neyse.

O dönemin ardından; MGMT 2010 yılına Congratulations albümü ile girdi; yukarda belirttiğim 80'ler yolculukları da devam ediyor. Bu sefer Harlem’den çıkıp, kuzey İngiltere’ye doğru uzanan bir rotaları var. Arada bir kaç geri dönüş ile 60'lar “psychedelica “ sı ve David Bowie – Brian Eno gibi kült figürler de “modernizm” den nasibini almış.

EEEveeet... Albümün açılışı, Alex Turner’in “The Last Shadows of Puppets” ile projesiyle aynı mecraya ışınlıyor bizi. Fakat bu sefer biraz daha farklı bir şekil, “surf” sedaları ile. Ve bence bir A1 şarkısı 2000'lerde nasıl olmalı, “It’s Workin’” çok güzel bir yanıt.

Ve ardından dinleyenleri C86’in müthiş ihtişamı, göz kamaştırıcılığı bekliyor artık. Ben bu albümü sırf “Song for Dan Treacy” için dahi alırım. O kadar diyeyim. Dan Treacy ile alakalı bir enformasyon addetmem gerekirse; nevi şahsına münhasır, TV Personalites'in demirbaşı; C86 akımında, BMX Bandits, Teenage Fanclub gibi grupları Creation Record’a kazandıran adam... Ve MGMT ne kadar dikkatli olduğunu gerçek bir C86 insanına, bir C86 soundu şarkı armağan ederek kanıtlamış aslında.

2. parça, c86 akımı ardından Harlem’ e dönüp; bir Motown tadı almıyor da değiliz. “Someone Missing”, aynı zamanda albümün singlelarından “Flash Delirium” dan evvel gelen bir Neo-Soul-r&b şarkısı gibi (Raphael Saadiq tip vokalleri dolayısıyla) Ve “Flash Delirium” ile tekrar denizaşırı Londra’ya bu sefer bütün albümlüğüne dönüyor gibiyiz; tabii, o şarkıda azıcık Kanada barok’ u tadı da yok değil...

“I Found a Whistle”, uzunluğu ile dikkatleri çeken Siberian Breaks, çoğu insan için özel anlamları olabilecek “Brian Eno”, benim çok ilgincime giden “Lady Dada’s Nightmare” ve albüme adını veren, son şarkı “Congratulation” tamamıyla İngliz uzuvlu; Pink Floyd, Bowie ve Beatles arasında gidip getiriyor, “Lady Dada’s Nighmare” ve “Siberian Breaks” de özellikle, geçişler ve altyapıları ile Dark Side of The Moon'a selam niteliği taşıyan şarkılar olarak göze çarpıyor...

Evet,bir NY entelijansiya duo olan MGMT; dinlediklerini harkulade harmanlamış ve içimize sindirmiş. Gerisi dinlemeye kalıyor.


(bu arada, eskatolojik ya da antropolojik bilgi değil ama; çok ama çok sevdiğim Flaming Lips’in 2009 daki embrionic albümü için bir şarkı kaydetmişti MGMT, saykodeliklik belki de oradan geleceğinin habercisi oldu.)

"Enjoying 20th Age’s Prime Spring" "Nevruz!"


Size bir toplama yaptım. Aslında kendime yaptım. Attım Oynatıcı’ma, oynuyor onlar, ben de uzaktan izliyorum. Paylaşmamak ayıp olurdu sanki?

Belki alakasız, belki içinden geçenler. Umarım sinir olur, sever, kızar, üzülürsünüz.
Böyle bir şarkıyı neden yaptınız sevgili Bear, dağlamak amacı gütmemeniz gerekirdi sanki?
Ama gayet güzel kısmı:
“Walk out another road, something is muffled, another chuckle.”
2.       Efterklang – Natural Klang
Danimarka baharı sanki. Şarkıdan ziyade grubun isminin yazıldığı gibi okunmasından bahsediyorum. EFTIERKLANKG!
Belki de bahar yorgunluğundan daha iyi gelebilecek bir şey varsa o da,”öforik teslim”dir bu deneyselliğe, ki oldukça garip bir “psychedelia” içindeyse? Bu grubu ev tavşanını sever gibi çok sevmek!
Piyanoyu sevmen içindi. Tamamen bahar için değil aynı zamanda, film fon müziğimiz bu senle bizim. Sahildeki ayrılma sahnemizden.
Aslında gerçekler hep Yonsicim’de.
Grup ismi ile şarkının uyumu gözleri kapatıp dinlemeye değer, sanırım bir de glockenspiel
sesi alıyoruz… Evet evet yaz geliyor.
7.       Mumford & Sons – Roll Away Your Stone
Mumford & Sons’un bu albümünden (Sigh No More, 2009) şarkı seçmek ne kadar zordur belki bilen bilir. Garip bir de etkisi var ki, alışkanlık yapma gibi, hadi topluca dinleyelim.
53 milyon dinleyeni ayrı ayrı sevmeleri gerekir, bu şarkıları ile beslemek de…
Şarkıdaki iç huzuru duyabilmek gerçekten çok güzel bir duygu. Hüzünlü gibi olsa da.
Biz de seni seviyoruz Coni!
Belki en iyi şarkısı değil Bright Eyes’ın, ama bazen şarkı bir şeyler anlatır, anlatır… Ağzında büyür insanın. Sanki onu diyor.
Zach Condon, başarılı bir Hollywood starı benim için, bu şarkıyı doğum gününe armağan etmiş olmalı. Yani tamamen benden çıkma bir yalan da olsa bu cümleler, müziğine olan aşırı düşkünlüğümü özetleyecek bir şarkısı da olmasa da; bu bahar, ben doğarken kendi de çalıyor kendini. Onu o yapan şeyleri.
“Bu şarkıyı çalıp ayrılacağız şimdi sahneden…. Hızlı çalalım ama! Eskilerdeki gibi…” NMH.
“Çevre önemli ama.” Umut sarıkaya.
Şarkıyı duyduğum zamandan beri ne kadar üzücü olduğu gerçeğini görmezden gelip neredeyse yemek yaparken dinlemeye başlayabileceğimden korktum. Belki siz de korkmalısınız… O her şeyi yapmış, siz? Korku? Evet.
Sonunun çok üzücü ama çok şahane olmasını hangi yönetmen istemez?

10 Nisan 2010 Cumartesi

The Birdcage&Samet Çiçek

10 Nisan 2010 Cumartesi 0


Evet. Böyle birşey oldu çok aniden. Ben Bodrumdan kalkıp geleceğim, Samet de İstanbul'dan. Bir gecede karar verdiğimiz konser için bir geceliğine İzmir'de olacağız.

Facebook event sayfası için buraya
Samet Çiçek myspace sayfası için buraya
The Birdcage myspace sayfası için buraya bakabilirsiniz.

23 Mart 2010 Salı

M.Ward

23 Mart 2010 Salı 0


Amerikalı müzisyen ve besteci M.Ward ile tanışmam aslında oldukça geç oldu diyebilirim. 2 yıl önce izlediğim 'Eagle vs. Shark' isimli muhteşem filmde, Bowie'nin Let's Dance'inin muazzam bir akustik coverı çalıyordu. Kim bu acaba diye bakıp bulunca bütün diğer işlerini de çok sevdim. Bir şekilde Nick Drake'i anımsatıyor bana. Amerikan folk, country, blues gibi türlerde müzik yapan M.Ward, 14.Uluslararası İstanbul Caz Festivalinde ülkemizde de bulunmuş.

Şu an solo kariyerinin yanı sıra Monsters of Folk ve bi çoğunuzun bildiği gibi She&Him isimli projelerde çalmakta. Zooey Deschanel'in her zaman çok sevimli olduğunu düşünmüşümdür. Ama son videolarında biraz abartmış ve zaten sevimli olan bir insan bu kadar da hoplayıp zıplayıp tatlılık yapınca antipatik olmuş bence. Çok acayip bir denge var zaten o ikilide, M.Ward'ın bir tane bile gülen fotoğrafını bulamadım mesela az önce. Benim için açıp dinlerken geçebildiğim hiç bir parçası olmayan insanlardan olan M.Ward'ın internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.






22 Şubat 2010 Pazartesi

Wavves

22 Şubat 2010 Pazartesi 0
California çıkışlı Wavves, sonundaki -s ekine rağmen esasen kaykay tutkunu Nathan Williams'ın tek kişilik ilginç müzik projesi. İlginç dememin sebebi, ortaya çıkan müziğin kafanın iyilik derecesiyle doğru orantılı derecedeki deneyselliği ve ardısıra gelen garip ve heyecanlı gürültüler. İlk albüm 'Wavves' ve sonrasında ikinci albüm 'Wavvves'i çıkaran (dördüncü albümün adı ne olacak acaba?) Williams, son albümüyle ve barındığı halüsinatif coşkular ve basit ama eğlenceli sözleri (California Goth'daki 'I am a perfect person! I am a perfect catch!' çığlıkları gibi.) ile henüz geride bıraktığımız 2009'a damgasını vurmuş görünüyor. No Age, Japandroids, caUSE co-MOTION!, Vivian Girls gibi gruplara benzetilen Wavves, bütün bu benzetmelere rağmen bu çerçevenin dışında birkaç akrobatik hareketle biz yeni bir tat sunuyor. Az bilinirliğine, kısıtlı videoları ve diskografisine rağmen deneysel odaklı dinleyicinin ilgisini çeken Wavves, küçük ama sağlam kitlesinde kendisine iyi bir yer edinmiş gözüküyor. Zor beğenişi yüzünden sıkça Türkçeleştirilerek okunabilen Pitchfork'un da 2009 tarihli Wavvves albümüne 8.1 verdiğini de not düşelim.

Her ne kadar Wavves'in özündeki hiperaktif tonu yeterince yansıtamıyor da olsa bir fikir vermesi ümidiyle, bir Wavves videosu; No Kids:





Wavves parçalarının en iyi birkaçı, kalitesiz fotoğraflar, ucuz Wavves art workleri ve daha fazlası için: http://www.myspace.com/wavves

20 Şubat 2010 Cumartesi

Best Coast

20 Şubat 2010 Cumartesi 0


2009 da lo-fi müziklerdeki yükselişe hepimiz tanık olduk. İlk aklıma gelen Vivian Girs. Yaptıkları iş eski lo-fi indie pop müziği (özellikle talulah gosh) yeni sounda uyarlamaktı. Basit bir mantık ama çok tuttular. 2008'den 2009'a geçerken hayatımızda birden lo-fi gruplar türemeye başlamıştı. Wavves, Dum Dum Girls, No Age, Crystal Stilts...

Yeni keşfettiğim Best Coast Bethany Cosentino (aka. Pocahaunted), LA'li bir kızın NY'e gidip sahilleri özleyip müzik yapmasıyla başlıyor. Yaptığı müzikte fazlasıyla surf ve garage pop etkilerini görebilirsiniz. Şarkıları genelde güneş, deniz, yaz dan bahsediyor. Bence bir şansı hakediyor.

18 Şubat 2010 Perşembe

Emmy the Great

18 Şubat 2010 Perşembe 0



Hong Kong doğumlu Emma Lee Moss, ufak yaşta Londra’ya taşınmasından sonra şarkı yazarı piyasasında adını Britanya’dan duyurmuş oldu. Yeni akım folk müziği, “anti-folk” ile.
Tilly and the Wall, Martha Wainwright, Jamie T ile turlara katılıp, Lightspeed Champion and Fatboy Slim ile de çalışmışlığı var Emily’nin. Ayrıca ash’ın frontmani Tim Wheeler’ın Tracers şarkısını da beraber yapmışlar. Bugün müzik dünyasında önemli sayılan Standon Calling, the Truck , Green Man, Latitude, Reading, Glastonbury gibi festivallerde de kendini gösterdi. Bu konser ve festivallerde çaldığı canlı ekibi ise bilinen müzisyenlerden: Younghusband’dan Euan Hinshelwood, So Say So’dan Glenn Kerrigan, Three Trapped Tigers’dan Tom Rogerson, Pengilly’s’den Ric Hollingberry.
“Mükemmel Emmy”nin sadece bir albümü (First Love, 2009), birkaç da ep’si var (sayabildiğim kadarıyla yedi).
Şarkı sözlerinde alaycılık sık sık görüldüğünden ya da albüm kapaklarının benzerliğinden mi bilmem  başta bir “Lily Allen” korkusu geçirip, müziğinin daha çok Laura Marling, Slow Club gibi benzerlik göstereceğini First Love ile dinletti. Yavaşça kulağa yerleşen ve kalıcılık yapan bir albüm ki, ölümden, hamilelikten, sorunlu ilişkilerden bahsediyor çoklukla.  Yaylılar olsun, piyano olsun yerinde bir popülerlikle ilerliyor.
Ben de size Absentee, First Love ve We Almost Have a Baby şarkısını öneririm.
Bu arada Emmy The Stool Pigeon ve Drowned in Sound dergilerinde yazıyor. İleride müzik yazarlığını devam ettireceği sorununa verdiği cevap ise,
“Eğer çok uzaklaşıp diğer tarafa geçersen, asla Jedi olamazsın.”              
Çok haklı!

10 Şubat 2010 Çarşamba

Frog Eyes

10 Şubat 2010 Çarşamba 0

Frog Eyes yeni plak şirketi Dead Oceans'dan çıkan yeni albümünü yayınladı.Albümün adı 'Paul's Tomb: A Triumph'.Yukarıda gördüğünüzde albüm kapağı oluyor.Buraya tıklayarak albümden 'Flower in a Glove' isimli parçayı dinleyebilirsiniz.9 dakikalık parça albümün geri kalanını dinlemek için sabırsızlığımı arttırıyor.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Video# St. Vincent: "Laughing With A Mouth Full Of Blood"

6 Şubat 2010 Cumartesi 0
St. Vincent yeni videosu "Laughing With A Mouth Full Of Blood" bence inanılmaz tatlı olmuş.



"Excuse me, sir! This is an in-store.. not a riot!"
"It would make my heart feel better if you were quiet."

Search

 
◄Design by Pocket► Distributed by Blogspot Templates